‘’bir zarf kapanınca, dışarıda kalıyorsa bazı kelimeler, mektup odur’’
Haydar Ergülen

 
Bugün on iki  temmuz çarşamba
Bugün üç gündür on iki temmuz çarşamba

Az önce fark ettim, ilk döndüğümüz sapağın adını hiç ezber etmemişim ben
Şimdi yaz böyle yokuşken belleğin üstünde, nasıl hatıraya açılır bütün isimler
Çok matematik lazım bir adımın kaç nefesi ittiğini hesaplamak için
Üstelik hep kısacık bir öyküye başlar gibi başlamıştım ben her yazgıma
Anlatacağım…

Kırk yıl iz sürmüş gibiyim, kırk yıl topladığım bütün izleri
üstüme sürmüş gibiyim. Ayaklarının özenerek gittiği o soğuk taşrada
kırk yıl önce adım söylenmiş de sanki, şimdi kendime vurmuş yankı gibiyim
Yarına hazırlanan bir ses çoğalıyor  içimde. Çünkü yankıyı duydum ve
bitti azalan heves. Biriktirdiğim her şey, benim için biriken bir şeye karıştı

Bu yeşil evde, bu paslı bıçakla gelişigüzel, soymuştun olmadık yerlerimden beni
Yanık bir et nasıl soyulur biliyorsun değil mi
Bugün, on iki temmuz çarşamba. Günlerdir her şeyim azalıyor çoğaldıkça
Bu yüzden bir dize sakladım bak
Benden aldığın kanattan başka, kapatacak bir şeyin yok dünyaya

Kalktım ve uzunca yürüdüm. Kalktım insanların huzurunu bozdum
Bozdum dilime çaktığım her cümleyi, çivilerin yerini değiştirdim
Oturdum bugünü yazdım; on iki temmuz çarşamba
Kalemi filan üfledim, bir mektubu insan yerine koydum
Biraz daha otursaydım devlet karışırdı, belki bir hayal şimdilik ama
bir adımız olsaydı bizim, bir gecede geçerdik meclisten, yemin ederim

Neyse, adımız yok, susalım. Her şeyi göm olduğu yere, bilmiyorlar
Çoğu gitti etimin paslı bir bıçakla soyulduktan sonra
ama yine de bilmiyorlar. Zaten ben bile bilmiyorum diğer yarımı
Yarayı tam bilmiyorum. Bilmiyorum kemik, bilmiyorum yara
Kuşlar anlıyor bak biraz yaradan. İyi ki biz kuş değiliz, keşke biz kuş değiliz
Çünkü yukarıdan bakmak dünyaya, yaranın büyüğünü görmektir aslında

Düşürdüm yeminlerin hepsini
ben kuruttum sana yazılmış lokmayı, bu mektubu ben ağladım
lekeni ben tuttum, ben yedim. Nihayet yazdım ömründen sürerek geçirdiğin
o büyük ölümü… Ne vardı ne yoktu hepsini sakladım, ölürsek yarın öbür gün
biliyorsun mezarlıklar uzak her yere. Bu yüzden sakladım
muhtaç olma başkasına, en kötüsüdür ölümden sonra da istemek

-Anneni ihmal etme, sokaktaki çocuklara bağırma
-Mavi saatleri kaldırma yerinden
-Ben yaptım ama sen yapma, değiştirme çivilerin yerini
-Ağaçları sakla yine, ağlama başkasının yanında

Senden sonra biri beni ağlama seslerine astı hiç unutmuyorum
Bir temmuz’un çarşambası, saat akşam dokuz
Acımı yoğurup bir oğlandan doğdum, saatine bir oğlan doğurdu beni
Bilmiyorum ki süt, hiç bilmiyorum kan

Bugün on iki temmuz çarşamba, günlerdir on iki temmuz çarşamba
Zarfı kapatacağım birazdan, herkese söyledim, herkes biraz ağlasın dedim
Bildiğim bir dize var, çok sakladım zamanında
Yırtarsan eğer bu mektubu da, inanmış olmayacağız artık aynı allaha

Bilmiyorum ölüm, hiç bilmedim mezar, adımı değiştiren bir tarih
on iki  temmuz çarşamba, yıllar geçti on iki temmuz çarşamba
ve artık eminim, bu mektubu yazmayı bana
senden hiç gelmeyen bir zarf emretti galiba

 

Şair

1995 yılında Kırklareli'nde doğdu. Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümünü yarıda bırakıp, eğitimini Tıbbi Tanıtım bölümünde sürdürmeye başladı. Şiirleri daha önce Yasakmeyve, Natama, Gard, Şerhh, Kıyı, Sincan İstasyonu, Keşke, Şiiri Özlüyorum gibi dergilerde ve antolojilerde yayımlandı. İlk kitabı ''Ecza Kışı'' (Nisan,2017) Yasakmeyve Yayınları