DEĞİLDİR.

BEYAZ PEK TERCİH EDİLEN BİR RENK DEĞİLDİR.

Delik deşik edilmiş coğrafyaların ortasında uzanan, virajlı yollardan geçtim. Bir dilim gülümseyişe tamah eden mülteci bakışmalar vardı bütün pencere ötelerinde.
Bütün karınlarda aynı açlık var.
Bir gürültüye dönüşür zamanla, bütün aykırı hezeyanlar. Uçurum kenarlarında evrenin sonsuz boşluğuna armağanlar biriktiren adamları bağırırken gördüm…
Cemiyette pişmeyi öğrenebileceğim yeni bir çocukluk ricasında bulundum tanrıya. İnsanlar nasıl mutlu? Ya da nasıl böyle mutlu olur bir yaradılan bütün eğreti düşlere rağmen.
Azla yetinmek böyle bir şey mi? Ve neden hiçbir seans yoktur ki bana, bir terk edilişi öğretebilsin?
İlk duayı öğrendiğimde on dokuz yaşındaydım. Nenem ölmüştü, ve ellerimi açmam, mırıldanmam gerekiyordu. Çünkü biliyorsun, biz aynı zamanda ağzımızı oynatmayı sevip, sesli düşünen bir toplumuz.
Ellerin genellikle birbirine paralel durması gerektiğini düşünürdüm o zamanlar. El ele tutuşmalar mitolojik bir hikayeden başka bir şey değildi. Ve evren olgusu, bütün sevişsel döngülerin yalnızca zahiri bir bütünlüğünden ibaretti.
Bizim gibi insanlar, yaralarından çelenk yaptırmayı severler bütün eski seviler için. Bir muallak, öncelikle şizofreni belirtisidir ve bizde kaybetmek eski bir aile geleneğidir…
Masaların üzerinde duran bütün çiçekleri kurutabilir, önümden geçen bütün baharları bütün zamanlardan daha uzun, öylece izleyebilirim.
Böylesi zamanlarda hep kendi kendime sayıklarım. Bir ölüm döşeği sancısını hepiniz bilirsiniz. Yatak dediğin azraille buluşulan önemli bir mekandır sadece… Bunu en iyi Eros bilir. Arayıp ona da sorabilirsiniz…
Hep yollara gidip, hep mola yeri rüzgarlarına astım kendimi. Burnumda biraz sonra kalkacak bütün otobüslerin egzoz kokularından miras tuhaf bir tat kalması gayet normaldir. Ve bütün tuvalet kapılarına gizli gizli yazma isteğimin doruğa ulaştığı uğuldamalarımdır aslolan.
Yaşamamayı dileyeceğin kentleri bıraktım oracıkta… Görmemeyi dileyeceğin kırıklardan geçtim… Kalbimde Çernobil artığı okulların bahçelerinde sallanan, gıcırtılı bir salıncaktan başka bir şey yok. Daha kötüsünü de gördüm, sen şimdi korkma…
Şimdi sen beni dinle, çığlığımı duy, yanımda kal, parmaklarıma dokun, ellerimi tut, gözlerime bak… Her şeyi silip süpürecek bir tufan bekliyor insanlık yüzyıllardır. Herkes “bitse de gitsek” diye bakıyor öylece uzun…
Bak, bence hiç gerek yok bütün bunlara. Ben buraya sadece sendeki yanımı almaya geldim, hepsi bu. Mucizelere inanmayı bıraktığımda tam bir yaşımdaydım, iyisi mi sadece sen;
Önce sev, sonra öldür.

HIDIR MURAT DOĞAN
Genel Yayın Yönetmeni

imza

Normal boyutlarda okumak için, lütfen üstteki görseli tıklayınız.
Daha yüksek boyut ve özelliklerde okumak için, lütfen indirerek okuyunuz. Tüm platformlara uyumludur.