Meltem’le filmlerden konuşuyoruz. Nedensiz acılar yaşayan, nedensiz coğrafyalara dair nedensiz filmler. Zaten değil midir Dünya’nın bütün meridyenleri nedensiz? Bu yerküre ne zaman soğudu? Ne zaman sonlandı Big Bang? Biz, yani biz hepimiz, neden katıksız korku hikayesi müellifleriyiz?

Meltem kanayan vicdanından söz ediyor, ben Afrika’ya acil ulaştırılması gereken jelibon renkli yara bantlarından…

Üst kat komşusu, kronik menopoz Nalan hanımın, cızırtı ve bangırtıları birbirine karıştıran hoparlörleri giriyor sonra araya; İbrahim Tatlıses uzun hava çekiyor, zılgıtlar doluşuyor duvar arasından karanlık oda içine ve ekranda Sadri Alışık eski bir Urfa türküsü’ne ağlıyor…

Bir keresinde Nalan hanımların, bordo renkli Lada’sı ikiye bölünmüştü. Kocası Reha beyin cesedini bir buçuk saatte çıkarmışlar. Bir intihar mı yoksa tesadüfi bir kaza mı olduğunu kimse asla öğrenemedi. Metro icat olundu sonra belki ama, o zamanlar banliyö trenleri eziyordu bütün derin mevzubahisleri…

Reha bey sanırım ellilerindeydi. Saçları dökülmemişti. Şakaklarından beyazlamıştı, hepsi o kadar… Merdiven diplerinden yürür, döner köşelerden korkardı. Her daim elinde beyaz bir manav poşeti, belki bir makarna, belki de bir gazete vardı…

Adamın gençliği şakaklarından beyazlamıştı. Belki göz, belki amansız düşleri… Zaten o ölmeseydi, Nalan hanım onu konuşarak öldürecekti… Apartman yöneticisini boğazlarken görmüştüm onu, zaten o gün yönetici aidat toplamayı da kesti. Üstelik tüm bunlar, Reha bey’in Ankara Polatlı’daki köyünde düzenlenen kırk mevlüdünün ertesi günü gerçekleşti.

Meltem’le filmlerden konuşuyoruz. Yalnız ve bir başına çürüyen adamlar ve kadınlardan. Alt kat komşusu emekli Yardımcı Doçent Raziye hanımın yaklaşık elli kedisi ve at ölüsü gibi kokan sahanlığından. Nalan hanımla apartman boşluğu kavgaları ve Raziye hanımın üç yıldır tımarhanede yatan Profesör eşi Murat Raif bey’den… Adamı hatırlıyordu Meltem, ben hiç görmedim. Anlattığına bakılırsa bir muhacir yada yenik bir matador olmalıydı… Elinde av tüfeğiyle postacıyı kovalarken görmüşler onu… Zaten bir daha geri dönmemiş…

Ambulans sirenleri karışıyor sokak aralarına yada bir başka film giriyor duvarlardan odaya şimdi… Bizler, yani belki de hepimiz Dünya’nın bütün yalnızlıklarına tur bindiren adamlarla dokunuyoruz tam da aynı duvarlara… İşte oradalar, bak gördün mü? Göremezsin, görünmüyorlar…

Meltem onca saati gece yarısı otobüslerinde geçiren adamları anlamıyor. Beni askere çağırmaları gerek şimdilerde. Patron daha çok çalışmamı öğütlüyor. Birileri mutlak bir yerlerde nükleer bir kadının gözlerine tutuluyor. Ki zaten çok fazla aşka maruz kalmak diye bir anekdot literatüre geçiyor…

Meltem “Yaşlan benimle!” diyor sonra “Ne münasebet, birlikte çürüyeceğiz…” diyorum. Meltem otobüsleri sevmiyor, zaten ben de uçakları severim belki bilmiyor… Birileri mutlak bir yerlerde histerik aşklarda hâla okeye dönüyor. Meltem, karanlıkta parıldıyor, ben bakıyorum. Aklıma Reha bey’in kopmuş çenesi geliyor, gülümsüyoruz… “Ölmeme daha çok var” diyorum sonra, daha çok erken çünkü… Apartmanca sokağı siyah konfetilerle süslüyoruz, Tatlıses “Ayağında kundura” diye bağırıyor, film dönüyor, Sadri Alışık’a sufle veriyorum:

“Beni ararsan fabrikanın en fiyakalı koltuğunda oturmakta, atlastan fistan dokumakta ve de James Bond romanları okumaktayım, heyyy yavrum heyy!”

Yazar

Öğretmen. Tasarımcı. Programlamacı. Fotoğraf sanatçısı. Amatör müzisyen. Öykü ve deneme yazarı. Kurgu Kültür, Güney Dergisi, Logos, Otobug, Fraksiyon, TabutMag, Yalnızlar Mektebi, Kaos Çocuk Parkı, Heroinstar, Hırkalı Edebiyat gibi bir çok yerde yazıp çizdi. Roka, Vesait, Karahindiba Dergi gibi dergilerde tasarım çalışmaları, bir çok yayınevi için kitap dizgisi ve kapak tasarımı yaptı. 2014 yılında derlenen "Öyküler Sen Varsan Güzel" kitap projesinde yer aldı. Halen Kaybolan Defterler'de yazmakta; Çınaraltı Dergi ve çok sayıda yazar için tasarım çalışmaları yapmaktadır. Yakın zamanda "Kütürt" isimli kitabı "Kaos Çocuk Parkı Kitaplığı" kitap serisi altında Peron Kitap tarafından yayınlanmıştır.