Susun biraz daha susulsun. Bir müzik yıkıyor ortalığı anason kokusuyla, her yer tertemiz! Ölenler kalbimizin aydınlığı ile yaşayacak nutku gelip oturuyor masaya. Her dilden bir şeyler söyleniyor enternasyonal bir suskunluk. Şehirlerin kafatasından yapılma kadehler kalkıp kalkıp iniyor yeryüzüne, diplerinde ölüm tortusu çocuklar. Şerefe diyor masadakiler, şerefe diyor daha büyük masadakiler. Şerefe!

beni bu masa sıkıyor anlatamıyor muyum

geceyi giyinenlerden nefret ediyorum

bir şehri yakıyorlar, susmalara sürterek

annelerin dağılan kalbinden

ölüm ve petrol çıkartıyor bu suskunluk

ateşi bulup ölüme çevirerek

kırıldı tarihin ve insanın kapısı

aynı biçimde çalışır anahtar ve tetik

beni bu masa sıkıyor anlatamıyorum

iç organlarımı dökmek istiyorum ortaya

ciğerlerimi göğe kaldırıp fal bakın

üç vakte kadar işler iyiye gidecek

öpüşmelere doyulacak

kış insanca atlatılacak

bir yol var önü açık

böyle diyor eski adamın ciğeri!

Ateşle dağ eritmişlerdi, kalbiniz erimiyor. Bu ateş sizin değil mi, bununla bilenmedi mi bucak? Yavan yavan kalkan tabutlar, tabutlara bile konamayanlar. Ölümün nefesle yayılan kasırgası. Ürküyorum aranızda, dilimde bir sagu kalbimi gömüyorum

arkamdaki duvara tahtalardan raf yapıp

yapma çiçekler koymuşlar

kirden ölen çiçeğin sagusunu dinliyorum

alp er tunga elinde bir çiçekle mi öldü yoksa

– alp er tunga öldü mü?

Şair

Emirdağ 04.01.1984. Henüz ölmedi. Denizli'de yaşıyor. Güller ve Atlar, Taşlar ve Avlular ile Kış ve Sapa isimli üç kitabı var.