Bir Yazar Ne Zaman Ölür?

Gabriel-Garcia-Marquez

17 Nisan 2014, Gabriel García Márquez öldü diye bir söylenti çıkarmışlar. Yahu adamın kitapları her yerde, nasıl ölürmüş?

İspanyol dilinin Cervantes’ten sonra en büyük yazarı olarak kabul edilen Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez, 1967 yılında kaleme aldığı “Yüzyıllık Yalnızlık” adlı romanla Latin Amerika yazının en verimli dönemlerinden birini müjdeler. Ülkesinde “Gabo” lakabıyla tanınan yazar, insanların hamaklarında uykulu gözlerle yağmurun sesini dinledikleri düşsel kasabayı, Macondo’yu betimlerken çocukluğunu geçirdiği Karayip kıyısındaki Aracataca’dan esinlenmiştir. Yazma amacının “çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyük anne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları birörnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerini sanatsal bir dille ardında bırakmak” olduğunu dile getiren yazar, kitaplarında gerçekliğe dayanmayan tek bir cümle bulunmadığının altını çizer. Tüm dünyada 30 milyondan fazla okura ulaşan ve Márquez’e Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıran “Yüzyıllık Yalnızlık” gerçekle kurgunun, tarihle mitin iç içe geçtiği “büyülü gerçekçilik” akımının en etkileyici örneklerindendir. Büyülü gerçekçilik kavramı, Márquez sayesinde Latin Amerika sınırlarını aşarak farklı dil evrenlerinden pek çok yazara ilham vermiştir.

Savaşın ardından dünyanın iki bloka ayrıldığı, soğuk savaşın iyiden iyiye sertleştiği 1960’lar Latin Amerika’da Kuzey emperyalizmine karşı sosyalizmin güçlendiği, tarım reformlarının ve işçi hareketlerinin başladığı döneme rastlar. Bu siyasi atmosfer, halka karşı sorumluluk hisseden ve politikayla içli dışlı bir yazar tipi yaratır. Gabriel García Márquez, Mario Vargas Llosa, Julio Cortázar, Jorge Luis Borges, Carlos Fuentes ve Ernesto Sabato dönemin yazarları arasındadır. Bu yazarları birleştirense üzerinde yaşadıkları kara parçasından çok dünyayı en iyi bildikleri yolla, edebiyatla değiştirebileceklerine olan inançlarıdır.

“Çelik ayiniyle
upuzun bacaları
gizli saklı bilgeleri
deniz kızlarının türküsü
krallığın anahtarlarıyla
Kuzey’dir buyuran,
ama orada, aşağılarda,
başkalarının aldığı kararın
acı meyvesine muhtaç bırakır
halihazırdaki açlık.
Güçlü umuduyla
Bir de Güney var.” (Bir de Güney Var, Mario Benedetti)

Sakallı devrimcilerin Sierra’dan inip Havana’ya girmesi ve Batista rejimini yıkması Latin Amerika yazını için bir dönüm noktasıdır. Güney’in Kuzey’e ilk gerçek meydan okuması olan Küba Devrimi sonucunda bu küçücük ada, Gabriel García Márquez, Mario Benedetti, Elizabeth Burgos gibi birçok aydın için sığınak olmuş; Kuzeylilerin deyişiyle “Latin Amerikan Boom” akımını başlatacak kadro bir araya gelmiştir. Latin Amerika’da bu İngilizce niteleme kısaca “El Boom” olarak yerleşmiştir.

“Dünyada Latin Amerika Boom’u, bir indirgeme ile “büyülü gerçekçilik” (realismo magico) akımı olarak görme gibi yaygın bir kanının olduğunu söyleyebiliriz. Bu kanının oluşmasındaki başlıca sebep, büyülü gerçekçiliğinin Boom’un sürükleyicisi olmasıdır. (…) Latin Amerika Boom’un merkez kişisi olan Kolombiyalı Gabriel García Márquez aynı zamanda büyülü gerçekçiliğin de merkez kişisidir. Yine kıta dışından bir kanı olarak, bu akımın onun tarafından başlatıldığına inanılır. Oysa Márquez’den önce bir üçlü vardır ki büyülü gerçekçilik adına ilk bilinçli tutum onlardan gelmiştir: Alejo Carpentier (Küba), Arturo Uslar Pietri (Venezuela) ve Miguel Ángel Asturias (Guatemala) isimleridir bunlar. Büyülü gerçekçiliği kavram olarak ilk ifade edenin de Alejo Carpentier olduğunu ekleyelim… Ne var ki etkinliliği itibariyle büyülü gerçekçiliğin merkez kişisi yine de García Márquez olmuştur. Belirttiğimiz gibi Boom’un da…”*

El Boom’un ardında devrim hayali yatıyordu. Aslında, Sartre’ın ünlü “Yazarın Sorumluluğu” makalesinde savunduğu fikirler Latin Amerikalı aydınların fikirlerine büyük ölçüde uyar. Yazmak nedir? Niçin ve kimin için yazıyoruz? Sartre’a göre aydın, yaşadığı dönemin çıkmazlarına, içinde yaşadığı toplumun sorunlarına sırt çevirmeyen, eylemlerini bu koşullara göre belirleyen kişidir. Yazar her şeyden önce haklı bir davayı savunmalıdır, köleliği, emperyalizmi savunan hiçbir büyük yazar yoktur.”Dostoyevski der ki, ‘Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur.’ Bu söz, gün geçtikçe doğruluk kazanıyor. Millet topluluğu insan topluluğuna biraz daha katıldıkça, her insan millet topluluğunda biraz daha kaynaştıkça, her birimiz gittikçe daha geniş ölçüde sorumlu oluyoruz. Nazi rejimine karşı koymamış her Almanı bu rejimden sorumlu saydık. İster bizde, ister başka memlekette olsun, ırksal ya da ekonomik bir baskı oldu mu, bunu açığa vurmayanların her birini sorumlu tutuyoruz. Milletler arasında gidip gelme ve haberleşmelerin bu kadar kolay olduğu bir çağda, dünyanın herhangi bir yerinde bir haksızlık işlenmişse, hepimiz bu haksızlığın sorumluluğunu taşımaya başlarız.”**

Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk Kolombiyalı ve dördüncü Latin Amerikalı olan Márquez’in 8 Aralık 1982 tarihinde ödülü alırken yaptığı konuşma ”Latin Amerika’nın Yalnızlığı” olarak adlandırılır. “Bugünkü gibi bir gün, hocam William Faulkner burada dedi ki: ‘İnsanın sonunu kabul etmeyi reddediyorum.’ Kendi hesabıma, onun otuz iki yıl önce kabul etmeye yanaşmadığı yıkımın, insanlığın başlangıcından bu yana ilk kez bugün, sıradan bir bilimsel olasılık haline geldiğinin bilincinde olmasaydım, onun olan şu yeri işgal etmeye kendimi layık göremezdim. İnsanın gelişinden bu yana, ütopya diye bakılan bu korkunç gerçeklik karşısında, bizler, her şeye inanan masal uydurucuları, karşıt ütopyanın yaratılışına soyunmak için zamanın çok geç olmadığına inanma hakkını da hâlâ kendimizde buluyoruz. Kimsenin başkalarının yerine karar veremeyeceği, ölümünün şekline bile karar veremeyeceği, sevginin sahici bir gerçeklik, mutluluğun da mümkün olacağı ve yüz yıllık yalnızlığa mahkum kuşakların, en sonunda ve sonsuza dek şu dünyada bir ikinci şansı deneyebilecekleri, yepyeni ve karşı durulmaz bir yaşam ütopyasının.”***

Sahi, bir yazar asıl ne zaman ölür; biyolojik fonksiyonları durduğunda ve vücudu çürümeye başladığında mı? Hapsedildiğinde ya da sürgündeyken? Kitapları yasaklandığında, toplatıldığında, yakıldığında? Bunlardan hiçbiri yeterli değil. Köklerinden koparıldığında ölür yazarlar. Tam da bu nedenle halkçı kimliklerinden, halktan koparılmaya çalışılıyor Márquez ve elbette diğer El Boom yazarları. Oysa Márquez, Norveç Nobel Komitesi tarafından “nicelerinin arasından rastgele bir örnek olarak seçildiğini” belirtecek kadar tevazu sahibidir. Anlaşılan o ki, Küba Devrimi kahramanını pop ikonu haline getirerek öğütmeye çalışan sistemin bir sonraki hedefi, Márquez’i mekikle aramıza fırlatılmış bir dâhi olarak sunmak.

* Özer, Adnan. G.G. Márquez’den Sonra Latin Amerika Edebiyatı. Erişim tarihi: 22 Nisan 2014, http://www.notosoloji.com/g-g-marquezden-sonra-latin-amerika-edebiyati-adnan-ozer/

** Sartre, Jean Paul. Çağımızın Gerçekleri. Çan Yayınları, 1973. (Çev: Vedat Günyol, Sabahattin Eyüboğlu)

*** Ilgaz, Turhan. Marquez’le Konuşmalar. Metis Yayınları, Aralık 1983.

Yeni Şeyler

ăn dặm kiểu NhậtResponsive WordPress Themenhà cấp 4 nông thônthời trang trẻ emgiày cao gótshop giày nữdownload wordpress pluginsmẫu biệt thự đẹpepichouseáo sơ mi nữhouse beautiful