Buz Hayratı-3

1- Bir arkadaşa bakıp çıkacağım

“Bir yerde çok fazla kalamamak” diye bir terim var. Bazen deliriyorum. Boğuluyorum. Bir çürük kokusundan rahatsız olur gibi pencere önlerine koşup, camekanı açıyorum.
Oysa burnum koku almıyor. Kendi kendime inançsızca dua ediyorum. İyi ki burnuma antrikot soktun sen tanrım…
“Bir yerde çok fazla kalamamak” diye bir terim var ve bunu evde kendi imkanlarımla keşfettim.

2- Dikine kesilmiş ağaç tacirleri

Geçen hafta köyüme gittim. Uhrevi tepeler üzerinde salınan uhrevi ağaçları vardır bizim oraların…
Çocukluğum; defalarca kırıldığı için, birkaç parça halinde büyüyüp, gökyüzüne uzanan, birkaç yüz yıl yaşında, kocaman bir çınarın, kocaman gölgesinin dibinde geçti.
Tarihin kırılma noktalarına şahitlik etmek değilse ne bu?
Çocukluğum birkaç defa kırıldığı için, birkaç parça halinde büyüyüp, gökyüzüne uzanarak, kendimi birkaç yüz yıl yaşında hissederek, kendimden saçma sapan bir adam yaratarak geçti…
Kendi tarihini kendi yazmak değilse ne bu?
Gittim. Ağaç gövdesinden ikiye bölünmüş. Ah, bir fırtına daha yaklaşıyor desene…
Üstünde büyüdüğüm, dalları gereğinden eski meşru ve meşru olmayan kırılmalarım vardır benim. Yakında burada, lütfen bekleyiniz…

3- Bayağı ve yavan hisler bibliyografyası

Kadınlar nasıl gider bilmiyorum. Benden giden kadınlar genellikle çok gürültü koparmıştır. Açıp kendilerine de sorabilirsiniz.
Benden giden bütün kadınlar, bir kıyamet senaryosunu, baş yapıt bir filme dönüştürüp öyle gittiler.
Bir gün bir arkadaşım, bazen beni tanıyamadığını söylemişti. Bu kadar sakin bir adamın, nasıl birdenbire patlamaya hazırlığını çoktan tamamlamış bir bombaya dönüştüğünü sorgulamıştı öylece…
Sizden giden bir kadın, dünyanın sonuna dair en güzel filmi çekebilecek, en iyi yönetmen ve senarist adayıdır…
Ve sakin bir adam, içindekileri kustuğunda, bir tufandan sonra, gemisini en bilindik kıtaların üzerine park edebilecek, öksürüksüz bir kaptandan öte bir şey değildir…

4- Seni şuracıkta öldürebilirim ve bu beni güçlü kılar

Boynu bükük çiçek satıcıları geçer kentlerin bilindik caddelerinden, bilindik akşamüstlerinde…
Oysa şu aşağıdaki kavşakta, her gün ve aralıksız, sahilden topladığı kır çiçeklerini satan, güleç yüzlü bir çocuk var. Her gün cama yanaşır, otuz iki diş ve altı kıta taşıyan ağzıyla sorar: “Çiçek alır mısın abi, sevdiğinin hatırı için?”
Yan koltuğun boş olduğunu bile bile sorulan sorular, bütün trafik kazaları için asli kusurdan başka bir şey değildir.
Bir boşluğu görmemek için, ya bir deli olmalısınız, ya da bir ölü…

5- Bir kadından daha mitolojik karakter mi var?

Benden giden kadınları birer birer evlendiriyorum, tuhaftır.
Hayatıma girip çıkan bütün kadınlar, önüme inandırıcılığını birkaç yüz yıl önce yitirmiş yalanlarla geldiler. Hiç birine inanmadım. Yalanlarını yanlarına alıp öylece gittiler. Bir insana inanmam için, aklımı kaybetmiş olmam gerekebilirdi. Ama inanmak istemişimdir. Sonuna kadar ve umarsızca…
Benden giden kadınları birer birer evlendiriyorum, normaldir.
Bir insana inanmam için, aklımı kaybetmiş olmam gerekebilirdi ve öyle de oldu. Şimdi ne zaman birine inanacak olsam, bir kuytuda gırtlaklarken buluyorum kendimi…

6- Konuşmamız gereken şeyler var, otur şöyle…

“İnsanlar konuşa konuşa saçmalar…” diye bir atasözü var. En azından birkaç yüzyıl sonraki torunlarım için…
Ben bugüne dek; konuşmanın, otogarlardaki bilet satıcıları ve futbol yorumcuları dışında kimseye bir fayda sağladığını görmedim.

7- Maksimum ne kadar kasvet seversin sevgilim?

Taşra kentlerinin, yağmurlu havası da bir tuhaftır. Mesela Ankara’da yağmurda yürümek, pek fazla romantizm barındırmayan basit bir harekettir. Oysa İstanbul öyle mi?
“İstiklal’de ıslanmak” diye bir şey var… Hani böyle siyah beyaz Fransız filmleri kıvamında, ya da ne bileyim akordeon eşliğinde cızırtılı bir radyo yürüyüşü gibi bir şeydir bu…
Taşra kentleri öyledir. Hani güzel sokaklarının arasından çıkıp, denize ulaşacakmışsınız gibi gelir… Ankara öyledir…
Yüksel’den döner, Sakarya’ya ulaşırsınız… Sonra İzmir Caddesi… Güvenpark… Sonra yine Yüksel… Sakarya… İzmir… Güvenpark… Yüksel…
Bir paradoksun ortasında ıslanmak değilse ne bu?

8- Allah kimseyi vatan hainliğiyle sınamasın

“Benim zararım kendime…” diye bir şey var… Bunu ben de kendim öğrendim…
Tahammül sınırlarını, bir mühimmat deposuna dönüştüren ne varsa, işte tam da oradan geldim…
Kan dökmeyi, kahramanlık zanneden bir toplumun tam ortasında, öylece bekliyoruz… Bir durakta, kendi semtinin numarasını taşıyan otobüsü beklemek gibi bir şey bu…
Sıran gelince gidersin. Çünkü muhtemelen, kentlerin uzak mahallelerine bir tek o otobüs gider. Ve senin binebileceğin başka bir vasıta yoktur…

9- Sen yazmıyorsun evladım, sen işiyorsun.

Yazdıklarını kimsenin okumadığı bir yazıcı olmak, pek te kötü bir şey değildir sayın okuyucu… Eğer şu an, siz bu cümleyi okuyorsanız, pek kalabalık değiliz buralarda, bilin isterim…
Bir gün babam yazdıklarımı okumuş. Telefonla aynı anda bunu bildirdi. Çok tuhaf şeyler yazdığımı, kimsenin bunları okumayacağını, hayattan hiçbir beklentimin olmadığını, neredeyse intiharın eşiğindeymişim gibi anlattığımı, karamsarlığımda boğulduğumu falan söyledi.
Neyse ki; bu güzel… Gördünüz mü sevgili okuyucu, yazdıklarım isteyince hissettiklerimi anlatmaya yetiyor…

10- Yakın arkadaşlara yüzde sıfır faizle kobi desteği

“Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim…” önerisine karşı verebileceğim bir cevabımın olmaması iyi bir şey midir, yoksa kötü bir şey mi henüz keşfedemedim.
Can ciğer arkadaş hikayeleri anlatılır, dünyanın bütün coğrafyalarında… Ağızlarında salyalarla askerlik anılarını anlatanlardan tutun da, sahilde içilen çaylar, doğum günü partilerindeki mumlar ve birlikte gidilmiş vadilerde, enseni okşayan uğultulu rüzgarlara kadar…
Hiç kimse, gidilmiş vadilerde ensene dokunan bir arkadaştan daha iyi okşayamaz ruhunu sayın okuyucu… Dünya’da hiçbir şey, “eski arkadaşlar lugatı”ndan daha büyük bir satış patlaması yapamaz… Çünkü; kurgu bir yalan işidir…
Ve bir yalan, bir arkadaşın ağzından başka hiçbir yerden daha güzel damlayamaz…

11- Komplo teorilerinizi evlerinizde deneyin

Hayatıma girmiş çıkmış eski kadınlardan biri, Hollanda’dan Türkiye’ye birkaç günlük geldiğinde, beni bir gün daha fazla görebilmek için uçak biletini bir gün sonraya ertelemişti. Heyhat, bu ne sevgi ah, bu ne ızdırap…
O fazladan gün, bütün ilişkinin sonu oldu. Gitmesi gereken, ama gitmediği o gün İstanbul’dan havalanan Tekirdağ isimli Boeing 737-800, Amsterdam Havalimanı Schiphol’a iniş yaparken düştü.
O fazladan gün, onun hayatını kurtarmıştı belki ama asla benim değil…
Ertesi gün, Atatürk Hava Limanı dış hatlar terminalindeki dütdütlü kapıdaki ayrılış anı, onu son görüşüm oldu.
İlahi bir işaret değilse ne bu?
Benim hiç, aynı kentte yaşadığım bir kadın girmedi hayatıma. Hepsi bir uçak mesafesi kadar uzağımda oldu. Ve onları hep apron girişlerinde bırakmışımdır. Arayıp devlet hava meydanları işletmelerine sorabilirsiniz.
Rüyalarımda sürekli düşen uçaklar görüyorum. Sürekli ve aralıksız… Ayda en az birkaç kez… Dün gece lisedeki betonarme edebiyat öğretmenimi görmekten daha korkunç bir şey yoktur sanırım, hiçbir kâbusta…
Geçen gün ilk defa, “al işte rüyalarımda sürekli gördüğüm şey bu kez gerçek oldu…” dedim kendi kendime. Bizim sitenin yüz metre ilerisine düştü bu kez uçak. Oraya doğru koştum kapıdan çıkıp… Sonra uyandım ve kan ter içinde bağırdım:
“Hiç bir Boeing 737-800 benden daha iyi yere çakılamaz.”

12- Kortejlere el sallayan adamlar

Bir başka yerde yine, izlemeyi ne çok seven bir toplum olduğumuzu yazmıştım uzun uzun. Ve evet, biz izliyoruz… Uzun uzun ve aralıksız… Ne çok seviyoruz bir de, tank tüfek seslerini…
Gerçekten ıssız bir ada var mı?
Issız bir ada var mı gerçekten, dünyanın herhangi bir yerinde, bayrağı, ırkı ve insanı olmayan?

13- Asla yabancılarla oynama

İnsanların zevkleri vardır, evet. Bir şeyi sevebilirler, evet. Fakat anlamlandıramadığım şey, her alanda kavgalı bütün bir ülke, bir futbol maçı sonrası nasıl birlik ve beraberlik gösterisinde başı çekebilir?
Topyekün holigana dönüşen daha kalabalık bir topluluk tanımıyorum.
Hagi vardı Hagi, noldu o ya?
Futbol bilgim bu kadar benim…

14- Taşra harabesi

Çocukken, hep anlattığım, hep bıktırarak anlattığım o uzak köyde, yine uhrevi tepelerden birinde her yaz akşamı, her yaz esintisiyle birlikte, bütün uzak yıldız takımlarına nazır bir manzarada izliyordum kozmosun o sonsuz boşluğunu…
Bir başka yerde daha anlattım bunu. Okursunuz.
İşte o gecelerde yıldızlar kocamandır gökyüzünde sayın okuyucu.
Ah, hep derim… Bir uzak köydeki gibi değildir, hiçbir kentin sonsuzluğu…
Öylece uzanıp bakakalıyordum.
Oysa sonra, gökyüzü birden bire kırmızı ışıltılı uçaklarla dolup taşıyordu. Savaş uçakları… Sürekli uçak hikayeleri anlatmam, mutlak suretle o gecelere de dayanır. Açıp genelkurmay başkanlığına sorabilirsiniz. Sonra gökyüzü, kuzeyde kızıllara bulanıyor, iki yandan gelen uçaklar orada birleşip geri dönüyor. Gökyüzü barut kokuyordu, sonra is… Gecenin siyahlığı, karşı dağın arkasında kızıllığa bürünüyordu.
Ve tüm bunlar rüya değildi biliyorum. Çocukluktan kalan, belli belirsiz bir anı da değildi sayın okuyucu… Hatırlıyorum o günleri, hem de hiç unutmayarak…
Dağın ardında ormanlar varmış, öyle dediler…
Varmış işte bir vakit… Öyle dediler…

15- Smith Wesson babamın oğlu benim.

Eskiden üçüncü sayfa haberleri meşhurdu hatırlarsınız. Sonradan gazetelerin diğer sayfalarıyla yer değiştirdiler.
Gırtlak seven bir toplumuz biz. Senin en güzel yerin elmacık kemiklerin olabilir, ama adem elman ondan daha da güzel. Gel şöyle…

16- Şu dağlarda kar olsaydım kati suretle erimezdim.

İnsanın bir şehirden gitmek için bir sebebi olmalı. Hani böyle, ha deyince olmaz ki o iş…
İnsan bir şehirden giderken, yanında pantolon ve gömleklerinden başka şeyler de götürebilir.
Ben daha çok bundan korkuyorum…

17- Gelen gideni aratır mı aratmaz mı sorunsalı

Aratır. Daha önce de denedim, mutlak suretle gelen biri, bir öncekinden daha güzel gider…
Bu konuda resmi rekorlar kırmış insanlar tanıdım.
Arayıp Guinness’e sorabilirsiniz.

18- Nenem teberik derdi

Bir kahvenin kırk yıl hatırı gerçekten kalıyor mu bilmiyorum.
Ben faydasını görmedim.
Oysa insanın bir yerlerde bıraktığı kahve çekirdekleri olmalı.
Yutkunurken hissedebilmeli bunu.
Daha önce hiç kahve çekirdeği görmedim…

19- Bu akşam menüde ziftin peki var canım ciğerim

Bir yemek tabağının içinde çokça anlam buluyor insanlar. Hmm, karamelize…
Ben nedense bütün hayatım boyunca, sadece doymaya odaklandım.
Bir arkadaşım var, yaklaşık beş aydır her görüşmemizde, “bir gün yemeğe gidelim” diyor… İşte o zaman samimiyetimizin doruğa ulaşacağına inanıyor…
İşte ben bir de tam olarak bundan korkuyorum…

20- Bu çelişkili ifadelerin beni rencide ediyor sevgilim

Bir ilişki başladığında, çiftler bütün zevklerinin aynı olduğunu, dünyaya aynı pencereden baktıklarını iddia ederler. İhhu, dev komedi, iki perde…
Kimse kimsenin baktığı yeri aynı şekilde göremez. Bu, koca bir yalandır…
“Sen bana bu kitapları alıyorsun ama, ben kitap okumayı sevmiyorum ki…” diyen bir kadını, o gün son kez görmüş olabileceğimi nereden bilebilirdim?

21- Denizaltı aşçılığında çok para var

Daha önce denedim. Hani insan intihar etmeli mi acaba diye düşünmedim değil.
İnsan kendini boğabilmeli gibisinden cümleler geçişiyordu zihnimden…
Emin olun sayın okuyucu, bir noktadan sonra, eğer hayat kaçınılmazsa ondan zevk almaya bakılabilir…
Ve yine emin olun sayın okuyucu, ben kendimi denize atacak olsam, kesinlikle bir şekilde, orada da yaşamayı öğrenirim…

22- Bir kadından daha illet kanser türü mü var?

Yok. Ziraat Bankası kuyruklarına bakıp, ölçümünü doğal yollarla kendiniz de yapabilirsiniz…

23- Stockholm sendromu

Bunca uzay ve gökyüzü merakımın nereden geldiğini sormuyor nedense hiç kimse… İnanın ben de aslında bilmiyorum sevgili okuyucu… Ama hep bir uydu olmak istemişimdir, öylece stratosfere asılı duran…
Ve inanın bana sayın okuyucu; “Kafasına vurulup ekmeği alınan” çocuklardan herhangi biri olmaktan öteye gidememiş saçma sapan bir ruha sahibim.
Ve mutlaka inanın sayın okuyucu; beni bir araca rahatlıkla bindirip cinayet işletebilir, olmayan malımı mülkümü bir çırpıda üzerinize yaptırabilir, bir şehri bir anda terk ettirebilirsiniz. Ve ben bunu, büyük bir dinginlikle karşılarım, size alınmam…
Bir insana yeterli imkan ve fırsat verildiğinde sayın okuyucu; ışık hızından daha büyük bir süratle yok edebilir… Bilin istedim…

Yeni Şeyler

ăn dặm kiểu NhậtResponsive WordPress Themenhà cấp 4 nông thônthời trang trẻ emgiày cao gótshop giày nữdownload wordpress pluginsmẫu biệt thự đẹpepichouseáo sơ mi nữhouse beautiful