Muhasebeciyi beklediğimiz kapıdan genel müdür çıkınca dona kaldık.
İtalya’ya yaptığı iş gezisinden haftaya dönmesi gerekiyordu oysa. Tüm planlarımız onun üstüne kuruluydu. Serkan gittiğinden beri ne şirket politikası ne başka bir şey kalmıştı bu beton yığınının içinde.
1.50’lk boyu ile, sanki üstünde emanetmiş gibi duran takım elbisesi bu sefer ezberleri altüst edip üstüne tam oturmuştu. Muhtemelen italya’da özel diktirmişti. Diken terzilerin gözlerinin kör olma ihtimali yüksekti. Çünkü Serkan standart bir 1.50 vücuda sahip değildi. aldığı standart giysilerde ya kollar uzun gelir, ya bel dar olur ya da paçalar kısa kalırdı. Bu yüzden iş saatleri dışında mümkün olduğunca takım elbise gibi standart giysilerden kendini uzak tutardı.
Bir sandalye çekip meraklı bakışlarımızın arasında toplantı salonunda baş köşeye oturdu.
“arkadaşlar lütfen herkese haber verin, acil toplantı yapacağız!”
Serkan’ı hiç böyle ciddi görmemiştik. Kendisini Lise’den tanıyorum. Tuvalette çok sigara dönmüşlüğümüz vardır. Londra’da ki aile şirketleri iflas edince ülkeye geri dönmüşler, Serkan’ı da oradaki okuldan bizim mahalledeki normal bir devlet lisesine yazdırmışlardı.
Aile iflas etmiş olsa da Serkan’a durumu çok yansıtmıyorlardı. Sınıfta, Serkan’a yazılılarda sattığımız kopyalardan geçinen Rasim, Tanju ve bendeniz halimizden çok memnunduk. O senenin yazı üçümüzde kopya paraları ile bisiklet almıştık. Hatta Tanju karnedeki notlarla oynayıp sahte birde teşekkür belgesi basıp disk frenli almıştı.

“Serkan bey hayırdır, İtalya’ya daha geçen hafta gitmiştiniz bir sorun mu var?”
Soruyu içeri nefes nefese giren Rasim değil de sanki hayatta hep ondan bir adım önde olan göbeği sormuştu. İki ay önce depoda insan kaynaklarından Selin ile forkliftte sevişirken yanlışlıkla kola çarpınca üstlerine devrilen içi gazyağı tenekesi dolu yüz küsür kolinin atında gece boyunca mahsur kalmışlar, sabah kurtarıldıklarında ise bu usulsüz hareketlerinden dolayı Selin işinden, Rasim ise 6 yıllık evliliğinden olmuştu. Tahmin ettiğiniz üzere Rasim, bizim Lise’den Rasim. Lise’de fit bir adam olarak dolanan bu çocuk, iki yanlış evlilik ve motor tutkusunun 1 yıl yatalak bıraktığı bir kaza ile sonlanması yüzünden 110 kiloluk kel bir deve dönüşmüştü.

Serkan Rasim’e bir dosya uzattı. “aşağıda çocuklara okursun. Sonra makineleri durdurup buraya gelin”
Anlam vermek mümkün değildi. onu kapat bunu oku şunu çağır, cidden anlam vermek mümkün değildi. Bir sandalye çekip kuruldan birilerinin yanına oturdum. Onlar da benim kadar şaşkınlardı. Neyse ki sonunda durumu özetleyici birkaç şey söyleyebildi.

“arkadaşlar biliyorsunuz ki bir süredir mali bir kriz içindeyiz. Dün Hong kong’dan arayıp anlaşmayı fes ettiklerini söylediler. Ayrıca İtalya’dan da beklediğimiz gibi bir sonuç çıkmadı. Gürbulak Sınır kapısındaki yangın sonrası şirket olarak bu mali bunalımı atlatamayacağız gibi”
Evet Gürbulak. İkinci ve şirketçe en büyük Ortadoğu işimiz. Aralık ayında sekiz tırdan oluşan konvoy Ağrı’da sınır kapısında beklerken, evrak eksiklerini ve son düzenlemeleri yapan Tanju’nun hediye ve motivasyon amaçlı bir kasa viski ile konvoya gitmesi ve akşam kamyoncularla alem yaparken üşümemek için ateş yakıp, ateşin belli aralıklarla söndüğünü görmesi sonucu “olum şu tenekelerden birini getirin açıp dökün de ısınalım adam gibi” demesi ve birden parlayan ateşin kamyonları sarmasıyla yangının büyümesi, kar yolları kapadığından itfaiyenin gelememesi ve araçlarda yeterli sayıda yangın söndürme tüpü bulunmamasından, sıradaki diğer tırlarla birlikte toplamda tam 32 aracın küle dönmesiyle sonuçlanan şirket tarihimizin en büyük işi, yangını, zararı Gürbulak.
Tabii ki asıl zarar yangınla değil, Tanju ile gelmişti. Zira arabaların hepsinin sigortası kaskosu falan filanı, şirket sigortası zararı karşılar diye düşünülürken, Tanju sahte evrak hazırlamış ve yaklaşık 4 yıldır sigortaya tek bir kuruş ödememişti. Ayrıca sekiz konvoyluk araç, resmi kayıtlarda 6 tır olarak geçiyordu. Durum daha da kötü olamaz derken, Tanju’nun getirdiği viskilerden içen 5 kişinin kör olması ve şirketi dava etmeleri… meğer Tanju’nun motivasyon amaçlı Ağrı’ya gelirken yol üzerinden, 13 yaşında bir çocuktan aldığı viskiler aslında ev imalatı olup gerçekte viski bile değillermiş.
Tanju’da tahmin ettiğiniz gibi disk fren Tanju. O yaz adı öyle kalmıştı, 10 yıldır adı hala değişmedi, tabii ki kalpazan yanı da. Ama kendini sağlama almayı da bilirdi. Zira yaklaşık 1 yıl önceki bu yangında evraktaki tüm imzalar genel müdüre ait çıkmıştı. Tabii ki eski genel müdüre.

Serkan sözünü tam bitireceği sırada Rasim ve diğer işçileri temsilen yanında gelen 5 işçi odaya girdiler. Kapı tam kapanırken bir el tutup geri açtı. Tanju gelmişti. “bekletmedim umarım?” Serkan’ın yanındaki boş koltuğa oturdu. Oturduğu gibi de bana kaş gözü ile “ne ayak neler dönüyor?” diye soruyordu. “bilmiyorum Tanjucum bizde senin gibi bekliyoruz işte, biraz erken gelseydin de neler olduğuna dair bir düşünce belirseydi kafanda, ama nerdee, Tanju beyimiz istediği saatte gelir çünkü o disk fren Tanju.” der gibi kafamı gözümü oynattım. Kaş göz oynatmak için çok komplike cümleler seçmemeliydim. ama bir önemi de yoktu, çünkü gidişhat basit bir iş toplantısını değil, kıyamet öncesi sessizliği andırıyordu..

1. bölüm sonu.

*iş bu yazı mart 2bin13’de bir fanzin yazısı olarak başlayıp, 3 bölümden sonra askere gitmemle durmuştu.
Genel mottosu “durak yok yola devam” olan güzel devletimin bir vatandaşı olarak, bende az önce durmayıp hikayeye devam kararı aldım. Bakalım neler olacak..

Yazar

87 Eylül'ünde güneşli bir günde 5 çayına doğdu. Pendik'de bir evde göbeğini kaşıyıp youtube'da komikli video izliyor..