“İnsan eksiktir, onu ancak yazı tamamlar”

Roka Dergi Genel Yayın Yönetmeni Numan Çakır’la gerçekleştirilen ve günümüz Edebiyatına ve dergiciliğe dair yapılmış bu güzel röportajı sizler için yayınlıyoruz.

 

Ekim ayında dikkat çeken kapak tasarımı ile yeni bir dergi çarptı gözümüze. Bir baktık ismi de Roka. Sahi Roka neyin eksikliğinden kuruldu?

İlk sayımızda ‘’İnsan eksiktir, onu ancak yazı tamamlar’’ mottosu ile yola çıktık. Aslında bütün hissettiğimiz eksik, insanın içindeki onarılmaz eksiklerdir. Yazmak ve okumak bu onarılmak eksiklere dokunur. Sait Faik’in dediği ‘’Yazmasam deli olacaktım.’’ cümlesi eksikliğimizi en iyi anlatan cümledir. Ülkede iyi dergi yok ve biz o açığını kapatmaya geldik diye bir düşüncemiz olmadı. Bütün eksiklik baştan sona kendimizle alakalıdır.

Son dönemlerde yükselen ağzı bozuk edebiyat hakkında ne düşünüyorsunuz?

Edebiyat bana göre söylev olarak ‘’ağzı bozuk’’ olmalı. Ayrıksı ve muhalif olmalı. Bu doğrultuda baktığımızda kullandığı dilde gündelik dilden farklı olmalı. Edebiyatı başlı başına ayıran şey zaten budur. Bence burada başka bir yanlış var. İnsanlar küfür ya da argo kullanımını algılayamıyorlar. Şiirde ya da düzyazıda küfür etmenin bir üslup bir farklılık olduğunu zannediyorlar. Yerini ve zamanını tutturamıyorlar. Bence yerinde edilmiş küfür yada ‘’kötü söz’’ adalı bir Türkçeden daha efdaldir. Neyzen Tevfik’in de dediği gibi ‘’Küfür dilin cilasıdır’’

Edebiyatta kadın yazar ve şairlerin azlığından dem vuran bir kitle var. Sahi sizce de durum böyle mi yoksa az tanındıkları için mi yok hükmündeler?14895560_1090977210979374_1550842990_o

Ah canım kadınlar! Onlar bizi doğururken her yerde de yazarken neden yoklar diye düşünürüm hep. Sosyal medyanın şimdi öyle bir güzelliği var. Ortaya çıkamamış bütün yazarlara fırsat veriyor. Bir yandan kötü bir yandan iyi. Erkek egemen bir edebiyat dünyası içerisinde sosyal medya sayesinde kendini duyuran nadide kadınlar var. Ama ben bu acıtasyonu sevmiyorum. Kadın da olsan erkek de olsan cevherin varsa mağaranın içerisinde bile olsan fark edilirsin. Toplumda topyekün bir kadın birliği olmadığı için maalesef  kadınlar hiçbir zaman ön planda olamayacaklar. Erkekler kadınları rahat bıraksın yeter!

Dergicilik yürek ferahlatan bir çizgiye ulaştı, memlekete umut oldu adeta. Toplumun bu sese ve umudun haykırılmasına ihtiyacı mı vardı yoksa parça parça bir çok şeyden haber almak kolaycılıklarımızdan biri mi?

Dergicilik bir yerde araştırmamak gibi bir kolaylığı da götürebilir insanları. Tabi iyi okuyucu bu yanılgıya asla düşmez. Bence memlekette umuttan başka bir şey yok. Umut hepimizi ayakta tutan yegane duygu. Yazarlar, şairler ve okuyucular her satırda umutla bakmalılar ki umut dolsun memleket. Dergiciliğin bence tek güzel yanı yeni yazarlara fırsat verilmesi olabilir. Bana göre bir derginin tek görevi bu bile olsa o dergi alınmaya değerdir. Her dergide yazan edebiyatçılardan uzak durunuz efendim!

Haber akışına anlık ve hatta yüz kırk karakterle bile çok hızlı bir biçimde ulaşılabilen dijital çağda bir okur haber almak için neden dergi okumalı?

Bizim haber vermek gibi bir görevimiz yok. Bizim bütün görevimiz iyi içerik sunmak. Haber kısmı sadece şöyle olabilir. Hiç bilmediği bir yazarın kaleminden haberdar etmek…

Türkiye dergicilik olarak hangi alanda daha nitelikli bir vaziyette?

Ben hep elden dağıtılan dergilerin daha nitelikli olduğunun kanaatindeyim. Orada başka bir nitelik başka bir varoluş var. Fanzinler bana göre bu ülkenin en nitelikli dergileridir. Tabi bu kişiden kişiye değişir. Ama dergi okuru olarak hepimiz hangilerinin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Ama isim vermek gerekirse Varlık ve Notos edebiyat alanında yol gösterici dergilerdir.

14923169_1090977197646042_810739075_oEmperyalizm dergiciliği de girdabına almış vaziyette mi? Yani bir derginin okuyucuya mı yoksa müşteriye mi ihtiyacı vardır?

Müşteri iştira eden, alıcı anlamına gelir. Dergiyi alan aynı zamanda hem okur hem alıcıdır. İnsanlar bu konuda ikiyüzlü. Dergi sanki satılmaması gereken direk kütüphanelerinde bitki gibi bitmesi gereken bir şey olarak görünüyor. Basım, dağıtım, vergi gibi konular var. Bunların hepsi dergi için maliyet. Ama şu mantıkta buluşursak hem okuyan kendini müşteri olarak görmez hem de dergici kendini tüccar olarak görmez. Kafa kafaya maliyetimiz çıksın yeter. Bizim derdimiz satmak olursa vay halimize. Önce içerik. İçerik iyiyse okuyucu zaten dergiyi sahipleniyor. Cem Yılmaz’ın yıllar önce kullandığı bir cümle var. Her zaman kafamın bir köşesinde durur. ‘’Hiçbir zaman para için bir şey yapmadım. Ama bir şey yaptım para etti. Buna bir şey diyemem.’’

Dergicilik nereye doğru koşuşturuyor?14881662_1090977504312678_491359073_o

Çok dergi ve fanzin var. Olsun da! Ben olmasından yanayım. İkinci sayımızın mottosu ‘’İnsan, ondan olmayanla vardır’’ tamda bununla alakalı. İyi dergi kötü dergiyle vardır. Kötü ve iyi neye göre kime göre bunu da tartışmamız lazım. Bırakın insanlar bir ekip kurup dergicilikle uğraşsınlar.

Cemil Meriç’in, “Dergiler bir şehrin iç sokakları gibi mahrem, samimidirler. Devrin çehresini makyajsız olarak onlarda bulursunuz. Bir neslin vasiyetnamesidir dergi.” Numan Çakır’ın eklemek istediği bir şey var mıdır?

Meriç’in anlattığı dergicilik geleneğini şu an çok az dergi sürdürüyor. Artık başka kaygılar devreye girmiş durumda. Ama bir neslin vasiyetnamesi sözüne katılmamak elde değil. Tarihe yazıyla not düşüyoruz. Bana göre dergicilik şu an çağın teknolojiden bunalan insanların kağıt üzerinde bir araya gelmesidir.

Samimi niyetli son bir soru soracağız şimdi de; bir dergi yayın yönetmeni olarak siz hâlâ dergi okuyor musunuz?

Okuyorum. Okuduğum ve takip ettiğim çok güzel dergiler var. Kimse isim vermez ama ben vereyim. Varlık, Notos, Karahindiba, Japoya Şiir Dergisi… Bu dergileri okuyunuz efendim.

Röportaj: Rukiyyâ Günerhanal

Yeni Şeyler

ăn dặm kiểu NhậtResponsive WordPress Themenhà cấp 4 nông thônthời trang trẻ emgiày cao gótshop giày nữdownload wordpress pluginsmẫu biệt thự đẹpepichouseáo sơ mi nữhouse beautiful