Kelebek Öpücüğü

“Agar ferdôs dar cahân ast hamîn ast o hamîn ast o hamîn ast”*

Işıklar söndüğünden beri herkes bir başkasını hatırlatıyor, her acı bir başka acıyı.Yine de içimizdeki gerçek yolcuyu herkesten gizlemenin bir yolunu buluyoruz.Yağmur yağıyor, çocuklar üşüyor ve kıyamet bu şehirde asla kopmuyor.En uzun günün ve en uzun gecenin arasında rol çalıyoruz değdiğimiz hayatlara bizden önce değmiş olanlardan, gülümsememiz masumiyeti öldürüyor.Bu kadar gürültünün sebebi sadece kalabalıklarda yürümek, gündüzleri uyumak, geceleri uyanık olma isteğimiz.Vaktiyle ölemedik çünkü ve bu yalancı fırtına hepimizi bir başka diyara sürükledi…

Tüm bunları sadece biram bitiyor diye düşündüğümü görse Kant beni kıskanırdı.Fikirlerimi değil, düşünme tarzımı.Yoksa Kant benim gözümde asla bir kimseyi kıskanmayacak derecede kendi zekasına hayran bir adamdı.Bu inancımı acaba her geçişte bana gülümseyen garson kıza da söylemeli miyim?Bunu yapabilirim ama Kant’ı tanımıyorsa aptal olduğumu düşünebilir ve ben riske girmeyi bırakalı çok oldu.Derken nasıl olduğunu anlamadığım bir anda elimi havada buldum: “Pardon bakar mısınız?”

Aynı iç acıcı gülümsemesiyle yaklaştı.Duymak için eğildi, saçını kulağının arkasına attı: “Bir tane daha lütfen” dedim.Aklımdan geçen asıl meseleleri anlamış gibi gülümseyerek bardağımı aldı.Yürürken kalçalarına baktığımı düşünmesini istemiyordum, başımı önüme eğdim.Kendimi bildim bileli bu mahcup adam rolünü oynardım, “Özür dilerim rahatsız ettim”, “tekrar kusura bakmayın” ve başımı önüme eğmeler.Aslında çoğu erkek mahcubiyet ve utanmanın yanlış olduğunu, bir kadını etkilemek için özgüvenli olmak gerektiğine inanır ama buna katılmıyorum ve haklı olduğumu bilecek kadar tecrübe yaşadım.Benim gibi iri yarı bir adamın kibarlığı her zaman sürprizdir ve kadınlar da sürpriz ögesine her zaman bir şans verir.Her kadın değil aslında, cenneti arayan her kadın.

Birayı yavaşça bardak altlığının üzerine bırakıp aynı gülümsemeyle gözlerimin içine baktı.Bir an için içimde tanıdık bazı hisler uyandırdı ve daha da yaklaşıp kendimi gözlerinde görmek istedim ama kendime engel oldum.Bir şey diyecekmiş gibi duraksadı, “Üç buçuk gibi çıkıyorum” dedi.Hafifçe kızardığını gördüm, hemen yan masaya gitti.Gülümsediğimi fark etmesin diye karşıda duran televizyona baktım kısa bir süre.Beni tanımayan biri şu halimi görse her şeyi sanabilirdi.Tanıyanlar çapkınlık yaptığımı sanabilirdi ama etrafta beni tanıyan kimse yoktu.Felsefi olarak değil gerçekten yoktu.O anda biranın altında bir beyazlık fark ettim, kağıt yapıştırmıştı, üzerinde numarası vardı.Sadece gülümsemeli bir mesaj attım, kafasını kaldırıp az ileriden bana baktı, içim ısındı.

Bir keresinde otuzlu yaşlarında bir kadınla birlikteydim.Birlikteydim dediğim henüz ilk buluşmamızdı.Durmadan utanıp başımı önüme eğiyordum ve “Şu seri katil kibarlığını bırak artık” demişti.Şaşkınlıktan hiçbir şey demediğimi hatırlıyorum.”Bunu ancak yirmi yaşındaki kızlara yedir sen” lafını da hatırlıyorum.Kendimi yakalanmış hissetmiştim.Sırf bu yüzden ona karşı hiç kimseye karşı olmadığım kadar dürüst olmuştum.O da bana hep çok iyi davranmıştı, belki de hak etmediğim kadar.Ama mesele bu değil, bunların hiçbiri değil.O beni ben istemeden yakalamıştı ve bu insanı sadece şaşırtır, başka gerçekleri hatırlatır.Kendimi bile isteye yakalattığım gerçekleri mesele.İçimdeki kötülüğü görmesini umursamadan karşısında gardımı indirdiğim ve hayatımın darbelerini yediğim “yirmi yaşındaki kızlar”dan biri asıl mesele.Tabi ki bunu sırf bu kadar güzel gülümsedi diye ona anlatacak değildim.

Söylediği gibi sokağın başında bekledim ve o da saat dörde yaklaşırken geldi.Eğer uyumak için bir sebebiniz varsa sabaha karşı dört buluşmak için kötü bir saat olabilir ama birbirini tanımayan iki insanın neredeyse yirmi milyon insanın yaşadığı bir şehirde buluşması için sıradan bir saatti.Rol yapmadan gerçekten utanarak, “ne iş yapıyorsun?” diye sordu.”Kumarbazım” dedim.”Bu yaşta?” diyerek yüzüme baktı.

-Kaç yaşındayım ki?

“26-27″

-O yaşlarda abim var.”

“Ama”

-Ama saçlarım beyaz

Gözleri yanlış bir şey demiş olmanın verdiği tedirginlikle kocamandı, gülümseyerek içini rahatlattım, karşılık verdi.Bir müddet daha karşılıklı soru-cevapla yürüdük.Verdiğim cevaplardan rahatsız olmuyordu.Rahatsız olmuyordu belki ama yine de soru soran taraf oydu.Ürkekliğinden belliydi, bir yanı yanlış bir şey yaptığını söylüyordu.Kibarlığımı Ortaçağ şövalyesi seviyesine çekmek için “Sevgilin var mı?” diye sordum.Çok saçma bir şey söylemişim gibi güldü, başını iki yana salladı.”Ya senin?” dedi, güldüm.Yolun sonuna gelmiştik ve sadece gülüyorduk.”Eve gitmem lazım” dedi.Beni denediğini düşündüm.

-Ailen mi bekliyor?

“Hayır, ev arkadaşım”

-Ev arkadaşın erkek mi?

“Hayır değil”

-O zaman gitmen gerekmiyor

Sarılmak için hamle yaptı, geri çekildim.Bütün gece yüzünde gezen gülümseye hiç benzemeyen bir ifadeyle, “Birini özlüyorsun” dedi.Omzuma dokundu, kolumu sıvazladı.Tüm kibarlığımdan sıyrılıp içimde biriktirdiğim tüm küfürleri sıralamak istedim.Yanağıma bir öpücük kondurdu, kelebek dokunuşu gibi, taksiye bindi.Yürüdüğüm yolun başına kadar gelip durdum.Önümde iki yol vardı.Biri aydınlık, biri karanlık.Biri geniş, biri dar.Birinde her şeye rağmen insanlar vardı, birinde kimsecikler yoktu.Ayaklarım daha fazla ileri gitmedi, karanlık olana saptım.Yağmur yağmaya başladı, zaten yavaş olan adımlarımı daha da yavaşlattım.Kavga etmeye ihtiyacım vardı, ağzımı burnumu kırdırtmaya; ya da birine inanmaya ihtiyacım vardı.

Yedek Kulübesi’nden sevgilerle

*Eğer dünyada cennet varsa; buradadır, buradadır, buradadır

Yeni Şeyler

ăn dặm kiểu NhậtResponsive WordPress Themenhà cấp 4 nông thônthời trang trẻ emgiày cao gótshop giày nữdownload wordpress pluginsmẫu biệt thự đẹpepichouseáo sơ mi nữhouse beautiful