Çoğumuzun kütüphanesinde ciltlenmiş kitaplar vardır. Bu kitaplar kütüphanemizdeki varlıklarıyla eskiyi temsil ederler. Zaten bunlar ya babamızdan kalmıştır ya dedemizden.

Bu cilt işini kendime dert edindikten sonra gidecek yer olarak ilk aklıma Aslıhan Pasajı geliyor. Aslıhan’ın üst katında küçücük köhne bir dükkanda çalışan amca. Kendisiyle konuşmaya gittiğimde dükkanın kapalı olduğunu görüyorum. 7-8 aydır haber alınamıyormuş. Dükkanı da öylece duruyor. Elektrikli ocağı bile hale prize takılı. Başına bir şey geldiğini düşünüyor esnaf arkadaşları. Ciltçiliğin makus talihiyle ilk böyle tanışıyorum. Son bir umut yönümü yayıncılığın eski merkezi Cağaloğlu’na çeviriyorum. Güçlükle bulduğum iki cilt evinin sahibi Ayhan Usta ve Mehmet Usta bu işi elli seneden beri yapıyor. Asıra dayanmış makinelerin arasında, Cağoğlu’ndayız ve bu işi bize Türkiye’de en iyi anlatabilecek insanlardan dinleyeceğiz.

Cilt işinin temelinde kütüphanecilik kültürü var
Kitaba kıymet veren okuyucular eski kitabı bize getiriyorlar, önce onarıyoruz, dikilecekse dikiyoruz sonra tutkallıyor, kağıtları yapıştırıyor, kesiyor sonra kapağını yapıyoruz. İstenirse de kapağa varak yaldız yapıyoruz. Ciltleme her şeyden önce kitabın ömrünü uzatır. Onu korur, yıpranmasını önler. Kitap okuma kültürüyle yakından alakalı bir işimiz var. Aslına bakarsanız bu işin temelinde kütüphanecilik kültürü var. Biz yıpranmış kitapları alır onların ömrünü uzatırız.

Eskiye göre ciltli kitaplar daha az çünkü maliyetli bir iş. İnsanlar daha az paraya daha çok okumak istiyor. Kitabın ölçüsüne, durumuna göre fiyat değişiyor ama ortalama bir cilt 25-30 liradan başlıyor. Süsleme, yaldız, klişe varsa 75-80 liraya çıkıyor bir cilt. Müşterilerimiz eski okurlar. Gençlerden çok gelen yok anca tezlerini ciltletmeye getiriyorlar.

Burada yüzlerce yılda oluşan kültürün bir parçasıyız
Eskiden burada 30 tane mücellithane vardı kala kala 4 tane kaldık. Belediye baskı yaptı hepsi gitmek mecburiyetinde kaldı. Benim de dükkanımı mühürlediler o zamanlar. Biz direndik. Burayı turistik bölgeye çevirmeye çalışıyorlar. İçinde kültürün olmadığı turizm olur mu. Biz hem kültür üretiyoruz hem de şehir kültürünün bir parçasıyız. Burada iş bitti, matbaa kalmadı. Dijitale döndü her şey. Bizim de çoktan gitmemiz lazımdı da işte… Sadece biz değil bütün esnaf etkileniyor. Buralar artık otel doldu, doluyor. Nostalji olarak belki Cağaloğlu yokuşunu bırakacaklar tek.

Eskiden yapmadığım işleri yapmak mecburiyetinde kalıyorum şimdi. Ben eskiden roman cildi yapardım, haftada beş bin tane. Yanımda 8 kişi çalışırdı. Yayınevlerine iş yapardık. 1972-85 civarı çok yoğundu işlerimiz. O zamanlar televizyon yoktu ki millet akşam oldu mu evine gider kitap okurdu. Şimdi televizyon ona müsaade etmiyor. Eskiden kitaba daha çok değer veriliyordu. Kitabı koruma, sevme, kütüphane kurma isteği bu işle doğrudan ilişkili. Kültür bir nevi. O dönemlerin toplumu politik bir toplumdu okumak önemliydi bu yüzden. Hangi görüşten olursa olsun insanlar ilgilendikleri konulardan kütüphane kurardı. Kütüphane sahibi olmak saygınlıktı. Kolay bir şey değildi de okumak. Azıcık ucundan siyasi içerikte bile kitap toplatılırdı. Bu yüzden gizlemek için kuver yani gömlek takılırdı kitaba. Müthiş baskı olmasına rağmen bunlar yine de yapılırdı.

Duygu Temel (Birgün)

Bir Kısım Edebi Şeyler!