“Tarih 6 Aralık 1942… Amerika, Japon savaş uçaklarının yerle bir ettiği Pearl Harbor baskınında ölenleri birinci yıldönümünde anmaya hazırlanmaktadır. O gün, çok ünlü bir sanatçı ‘Amerika’nın Sesi Radyosu’ndan Türkiye’ye hitaben bir konuşma yapacaktır. Amerika’da Türkiye’ye yönelik radyo yayınları yeni başladığından, Türkler’in sevgisini kazanmış bir sanatçı özellikle programa konuk edilmişti. Öyle ki, söz konusu sanatçının yapacağı radyo konuşmasının haberi Türkiye’deki gazetelerde günler öncesinden yer almıştır. On binlerce insan, bu tarihi anı kaçırmamak için radyolarının başında beklemektedir…

Programın başında konuk sanatçıya katılımından dolayı teşekkür eden spiker, ‘dostlarınıza ve sizi sevenlere ne diyeceksiniz?’ diye sorunca, ‘İlk fırsatta onları mutlaka ziyaret edeceğim’ karşılığını alır. Bu yanıttan memnun olan spiker, ‘Sizi Türkiye’de görmek istemeyecek tek kişi tahmin edemiyorum’ der demez , konuk sanatçı dinleyicilere seslenir: ‘Dostlarım, benimle bu konuşmayı yapan bayan çok güzeldir ve Türkiye’yi ziyaret etmek istememe bir neden de budur!’

Sakın ola ki, bu komplimanından dolayı radyo programına konuk olan sanatçıyı tipik bir Amerika erkeği sanmayın! Çünkü o, halinden pek memnun olduğu sesinden anlaşılan spikerin ‘Dostlarımıza ne anlatacaksınız?’ sorusu üzerine, tüm dinleyicileri şaşırtacak konuşmasına başlar: ‘Onlara bir hikaye anlatmak istiyorum. Bütün ömrümde işittiğim hikayelerin en güzeli ve en hoşu. Bu bir Nasrettin Hoca hikayesidir’!!!…

Dünyanın öteki ucundan, Amerika’dan yapılan radyo yayınına katılan ve tüm dünyanın ayakta alkışladığı bir sanatçının ağzından Nasrettin Hoca’nın adını duyan dinleyiciler, daha da sokulurlar radyoya. Konuk başlar fıkrayı anlatmaya: ‘Bir gün Hoca evinde oturup kahvesini içerken, komşusu, odun kesmek için ormana gideceğini ve eşeğini birkaç saat için ödünç vermesini ister. Hoca, ‘eşeğim yok çocuk onunla pazara gitti’ yanıtını verdiği sırada, ahırda olan eşek anırmaya başlar. Komşu, ‘Be Hoca, sen sakalından utanmıyor musun? Ne diye yalan söyledin, işte eşek ahırda!’ deyince, Hoca, ‘bana mı inanacaksın yoksa eşeğe mi?’ karşılığını verir.

’Bitmedi!… Sanatçı, Nasrettin Hoca’nın fıkrasını anlattıktan sonra öyle bir laf eder ki, Türkiye’de yer yerinden oynar: ‘Evet sevgili dinleyicilerim. Bugün bütün dünyayı aynı soru meşgul etmektedir: Hepimiz insanlara mı inanacağız, yoksa eşeklere mi?…’

Aynı günlerde, Amerika’dan ülkesine dönmüş olan gazeteci Ahmet Emin Yalman, çalıştığı Vatan gazetesinin iki aylığına kapatıldığını duyar. Bunun nedeni, gazetecinin sanatçının konuşmasını yayınlamış olmasıdır. Haber, Nazileri çok kızdırmış ve gözdağı verme yoluna gitmişlerdir. İstanbul’daki Naziler, gazetenin kapatılması için vampir dişlerini gösterirler! Ne de olsa taptıkları ve Türkiye’de hayranları da bulunan biricik führerleri Hitler ‘eşek’ yerine konmuştur!

Vatan gazetesinde yer alan haberde, sanatçının Hitler’le alay ettiği filminden bir fotoğrafı da yayınlanır!

Evet, Amerika’dan bir radyo programı sayesinde Türkiye’ye seslenen ünlü sinema oyuncusu, Şarlo, yani Charlie Chaplin’dir.

Bu olayın bir başka anlamı da şudur: Tarihte Nasrettin Hoca ve Şarlo bir kez yanyana geldiler, onda da bir gazeteyi iki aylığına kapattırdılar.”

Sunay Akın, Tuncay Terzihanesi Kitabı, “İnsanlara mı inanacağız; Yoksa!?.” isimli yazısından alıntılanmıştır.

Bir Kısım Edebi Şeyler!