“geceleri, uyumadan önce ellerine yasemin kolonyası döken bir kadının sayıklamaları…”

I.
Sorgunun bittiği yerde mutluluk başlıyordu. Ayrıntılarda boğulan insanlar için en zoru, halı altına süpürülen kirleri görmezden gelmekti. Sadece hayatlarının kaba tozlarını alarak tarifsiz doyum yaşayan insanlardan olamamaktı. Onlar illa her kuytuya köşeye sarı bezleriyle saldırıp köşe bucak toz arayacaklardı. Rastgele ele geçirilen fotoğraflar, sağda solda unutulmuş birkaç yapışkanlı not kağıdı, saklanmış eşyalar ya da bazı satırlarının altı çizilmiş kitaplar… Ve bu, huzura tepki olarak dünyaya getirilmiş kıvrımlar.

II.
İnanmak istiyorum! Söylediklerinden şüphe ettiğim gün, bir daha gözlerine bakamam çünkü. Acabasını düşünmeden dudaklarından dökülen her söze iman etmek istiyorum. Başka türlüsü güç çünkü…

III.
İz taşımayan yürek bulmaya çalıştıkça kendi tırnaklarını damarlarına sapladı kadın. Kanattı. Kabuklarını koparttı.
Adamları ense köklerinden izledi erken uyandığı sabahlarda. Omuzlarından öptüğü bedenleri gün ağardığında kapı dışarı etti. Bazı şeyler, alternatif rock grupları dinleyip voleybol oynayanları izlediği lise yıllarında daha kolaydı sanki. İç çekti.

IV.
Okuma saatleri yaptığımız uzun kış gecelerinde ben üşüdükçe senin hırkana sarılırdım. Kolları uzun, gövdesi geniş gelen hırkanın içinde huzurla kaybolurdum. Sen gülümserdin. Kolları uzun, gövdesi geniş, siyah, yumuşatıcı kokan, bazen iki damla parfüm ile birkaç nefes sigara aromasını usulca göğsünde taşıyan, yıkamadan önce edilen kontrollerde benim uzun, kalın, siyah saç tellerimi ifşa eden hırkan.
Seni mi özledim? Hayır. Hırkanı özledim. Benim özlediğim, sadece ikimizin kokusunu taşıyan hırkan.

V.
Bize karanlıktan korkmayı kim öğretti? Topuk sesinden ürkmeyi, cilalı tırnakları kınamayı kim öğretti? Adet kanamasından kir diye, kadınlıktan ar diye utanmayı kim öğretti? Kim dedi, toplum içinde gülünmez, kadın erkek yan yana oturmaz, diye? Bize gözlerimizi kaçırmamız gerektiğini kim öğretti? Bize susmayı, yutmayı kim öğretti?

VI.
Babaların kızlarını sadece uykularında sevdiği bir coğrafyada erkek evlatların şefkat abideleri olmaları beklenemez. Sadece uykuda saçları okşanan kız evlatların ise saçlarına değen ilk erkeğe âşık olmaları yadırganamaz.

VII.
Kıvrıldığın koltukta seni saran bir çift kol arıyorsun sadece. Özlem; bu belki de, sadece. Çok okuyorsun. Okuma! Daralt zihnini. Daralt ki yüreğinde beklenti oluşturma. Bilmemenin dayanılmaz hafifliğini yaşa!

VIII.
Buldum diye mutlu olmak yerine, ya yine yanılırsam diye mutsuz olma hastalığına mı tecrübe diyorlar? Pek iyi!

IX.
Çare, elleri kınalı kadındadır.

X.
Piyano çalan parmaklar demiştik. Aynı zamanda kalem de tutuyorsa? İnci gibi kelimeleri kâğıttan gerdanlara sıralıyorsa… Sonra sigarasından bir nefes daha çekip çayın altını kısıyorsa… Uzaktaki bir çift gözü özlüyorsa… Evinden televizyonu atmış, gazete aboneliklerini iptal etmişse. Duyarlı olduğu dünlere inat, duyarsız bugünler yaşıyorsa.
Bulutlar dağları ne hızlı sarıyor öyle. On beşlik sevgilisinin belini kavrayan titrek ama çevik bir liseli gibi. Lise demişken, ne güzeldi!

Yazar

Sınıfının öğretmenidir. Vaktiyle, Koza Düşünce Dergisi'nde pedagojik düşünce yazıları, Yalnızlar Mektebi Dergisi'nde de araştırma\inceleme yazıları yazmışlığı vardır. Şimdi ise Kaybolan Defterler'de, Karahindiba Dergi'de ve Âlâ Edebiyat Dergisi'nde bir küçük yaprakçıktır. Hayatının geri kalan kısmını ise bolca okuyan, kalemi yettikçe yazan bir cesur acemi olarak sürdürmektedir.