Nobel bir çocuğun yüzündeki gülümseme eder mi?

Her sene birçok alanda yaşanılan Nobel heyecanı bu sene edebiyat alanında büyük tartışmalara yol açtı. Malum, edebiyat ödülünün ünlü bir söz yazarı ve besteciye verilmiş olması epey şaşırttı insanları. Bob Dylan’a vakti zamanında yazmış olduğu şiir kitabından ötürü verilen ödülün açıklaması ise şu; “Amerikan müzik geleneğinde yeni bir şiirsel ifade yarattığı için…” deniyor; zaten Nobel’in şartında da verilecek ödülün idealist bir eğilimi olması gerekiyor. Bunu ben demiyorum, Alfred Nobel kendi vasiyetinde diyor. Hatta Nobel komitesinin ödülü değerlendirmedeki üç ana kriteri şu şekildedir;

idealist eğilimi en farklı şekilde ifade etmesi
yazıldığı ortamın dışın da anlaşılabilir olması
100 sene sonraya da kalır olması

Tüm bu şartları kabul gören eserler değerlendirmeye alınıyor. Lakin ödül için eser sahibinin de yaşıyor olması lazım, unutmadan ekleyeyim. Dostoyevski’ye verilmemiş olmasını anlarım ama Tolstoy 1910 yılında öldü, ilk ödülle arada 9 yıl var yani, nasıl ona verilmemiş hayret!
Ayrıca Nobel’e öyle kafamıza göre başvuramıyoruz. Nobel Vakfı her sene ülkenin birçok edebiyat kuruluşuna, üniversitesine ve daha önce Nobel alan kişilerine davetiye göndererek tavsiye istiyor. Bob Dylan’ı kim tavsiye etti diye düşünmeden edemiyorum. Konuya ilave edeceğim bir hususta, Nobel’e aday olan kişilerin kimliğinin açıklanmasının yasak olması.

Velhasıl, Bob Dylan’dan henüz ödülü kabul ettiğine dâhil açıklama yok; telefonlarına da bakmıyormuş. İçimden bir ses ödülü kabul etmeyeceğini söylüyor ama işin ucunda milyon dolarlar var; birkaç haftaya çıkar kokusu. Eğer kabul etmezse Sartre’den sonra bu ödülü kabul etmeyen diğer cesur yürek olarak kalacak hayatımızda. (Sartre, Nobel dahil kendisine verilen hiçbir ödülü kabul etmemiştir.)
Bu hafta Arel Radyo’da yapmış olduğumuz “Homerostan Bize Kalan” isimli edebiyat programımızın ana konularından biri de Nobel’in tarihçesiydi. Edindiğim bilgiler ise hayli şaşırtıcı; her yıl İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi, İsveç Akademisi, Karolinska Enstitüsü ve Norveç Nobel Komitesi tarafından kişiler veya kuruluşlara fizik, kimya, edebiyat, barış ve Fizyoloji veya Tıp alanlarındaki olağanüstü başarılarına verilen ödül, Alfred Nobel adındaki bir kimyacının vasiyeti üzerine gerçekleştiriliyor.

İşin tuhafı, Alfred Nobel şu anda savaş endüstrisinde kullanılan birçok icadın temelini atan kişi. Hatta nitrogriselin çalışmalarından ötürü laboratuvarı patladığında kardeşi ölüyor. Ama bir bilim adamı olarak çalışmalarına devam etmeyi de ihmal etmiyor. Bazı insanlar sonucu ne olursa olsun yahut neyle ilgilenirlerse ilgilensinler sonuca ulaşmadan pes etmiyor sanırım…
Yapmış olduğu icadların (burası ne kadar doğru bilmem) zaman içerisinde kötüye kullanıldığını gören Alfred Nobel, neyi var neyi yok bağışlayıp her sene insanlığa ve dünyaya katkı sağlayan eserlere, icadlara, kişilere ödül verilmesini istiyor. Sağlam bir özür dileme biçimi olmuş hayattan.
Ben şahsen bu zamana Yaşar Kemal’e nobel verilmediğine üzülmüştüm hep. Şimdi Alfred Nobel’in kim olduğunu öğrenince ne yalan söyleyeyim biraz üzüntüm geçti. Hem ödül dediğimiz nedir ki Allahasen? Nobel Ödülü bile bir çocuğun yüzündeki gülüş etmez ki! Nobel Barış Ödülünün Amerika başkanına verildiği bir dünyada tutarlılıktan bahsedebilir miyiz? Zaten gerçek yazar için önemli olan nedir; onu sorgulayalım önce. Barış Bıçakçı, Baharda Yine Geliriz kitabında, yazmakla alakalı müthiş bir ifade kullanıyor; bence esas konu bir yazarın hayatında her zaman şu şekilde kalmalı;

“Bir kitap yazmak istediğimi söylemiştim. ‘İçinde öyle bir cümle olsun istiyorum ki, kitabı okuyan biri o cümleye geldiğinde kitabı birden kapatıp sımsıkı göğsüne bastırsın.’ Ağzından salyalar akan bütün yazar müsveddeleri gibi ben de okuyucu olarak bir kadını, onu düşlüyordum işte!”
Takdir sizin.
Dipnot: Bob Dylan ile hemşeriymişiz.
Emrah Ateş
25 10 2016

Yeni Şeyler

ăn dặm kiểu NhậtResponsive WordPress Themenhà cấp 4 nông thônthời trang trẻ emgiày cao gótshop giày nữdownload wordpress pluginsmẫu biệt thự đẹpepichouseáo sơ mi nữhouse beautiful