Otobiyografi değil, hasar tespit raporu

[Kötülük, ancak tam hızla giderken dengede kalabiliyordu, bisiklette olduğu gibi…]

JEAN-PAUL SARTRE

Vengdan’a sekiz yada dokuz kilometre kadar kalmıştı. Kırmızı Ford minibüsün üzerindeki bagaj demirlerinin yalama olmuş vidaları, virajlar arasında salınan yüklerle el ele tutuşup, gıcırtılı bir senfoninin son dizelerini seslendirmekteydi.

Arabanın içinde, çıt çıkarmadan oturan yorgun gözler, buğulu camın ardında kalan, kar kaplı tepeleri izliyorlardı. Uğuldayan motorun gücü, bu dik dağ yamaçlarının aralarında yankılanıyor, bağırıyor ama git gide yitiyordu.

Zaten öyle anlatılır. Dersim şivesi konuşan insanların gözle görülür, kulakla duyulur, elle tutulur bir çoğunluğu, “ş” harfini pek iyi kullanamazlar. Bir tarihte, bir köy minibüsünde, tam da o gün gibi, yolculardan ses gelir:

“Bizim Ali Seker’in arabası…” der içlerinden biri “Yokus asağı essek gibi, yokus yukarı fissek gibi…”

Öyledir. Düz ovaya benzemez. Oralardan gidince, kolay kolay dönemezsiniz…

“Teyze” diyordum ona. Bilmem, kadın aslında nenem yaşlarındaydı belki de, fakat nedense “teyze” diyordum… Kocası yıllar önce Keban barajı inşaatında işçiyken ölmüş. Yalnız kalmış öylece. Çocuk yok, akrabası da. Saf bir kadındı. Bir keresinde akrabalarının İstanbul’a götürdüğünü duydum, asansöre binerken ayakkabılarını çıkardığını da… Bilmem, bazen öyle olur, demiştim bunu bir keresinde, esprisi vardır çoğu acının…

Kerime teyze, o an kafasını çevirdi, gülümsedi, kürtçe seslendi:

“Ne oldu” dedi “Atandın mı devlete?”

“Tabi” dedim “Beni Ağrı’ya vali yaptılar xalti…”

Kafasını salladı. Yüzündeki gülümseme gitti. Üzgün ama gururlu bir ifadeyle ekledi:

“Olsun oğul çalış…” dedi “Ne iş verirlerse yap…”

Minibüsün içinde bir an kahkahalar koptu. Bastıran tipiye yetişemeyen sileceklere rağmen, esprisi olacaktı çoğu acının…

Zaten öyledir. Mesela mola yerlerine bir bakın. Bir yere giderken, sevinçle öpmek istediğiniz bir asfalta, dönüşünde küfredebilirsiniz.

Ortaokula gittiği ilk yılı hatırlıyordu Alişan. Raber’in oğlu Alişan… Raber, iri yarı bir adamdı. Ama asla katı yürekli değil… Alişan’ın Öğretmen okuluna gittiği ilk sene, öyle çok kar yağmış ki Bingöl’e, dağı aşıp bu tarafa gelememiş. Karadeniz’e Elazığ üzerinden kızını okumaya götürürmüş, öyle anlatırlar. Fazla bilet parası ödememek için çuvalların üzerinde oturan adam, Raber… Dedem…

O da öyle derdi.

“Olsun oğul çalış…” derdi “Ne iş verirlerse yap…”

Öyle de oldu. Babamı dinledim bir vakit. Öğretmendi. Uzun boylu ama naif bir adamdı Alişan. Her köyde vardır mutlak bir “Drej Ali” Bir keresinde babam, tarlanın birinde,muhtemelen Ermeni’lerden kalmış bir altın bulmuş… Amcama götürmüş, Ali Rıza amcam…

Almış böyle eline, bir çevirmiş, bir düz etmiş, “Bu tenekedir”demiş “işe yaramaz…”

Sonra tutmuş, atmış kayalıktan aşağı…

Babam koşmuş, durmadan koşmuş altının peşinden… Sonra bulmuş, almış eline, dedeme götürmüş… Raber almış eline altını, sonra gitmiş… Birkaç gün sonra bir eşek heybesini doldurup geri dönmüş…

“Nereden?” demiş oradan biri.

“Elaziz’den…” demiş “Azık getirdim bremın, bölüşeceğiz…”

Yıkılan konağın dibinde yaşarmış üç aile. Toprak dam akar, azık bulamazlarmış… Gitmeseymiş ölürmüş çoğu… Gitmeseymiş eğer, arpa ekmeği yerlermiş, boğaza batarmış onun ekmeği…

Oralarda her şey ziyaretlere yazılır… Dilekler tutturulur ağaç dallarının, gölgelerine… Küçük halam bir vakit, öyle demişti… Halam… Çeşminaz…

“Bir gün…” dedi “Şu karşı tepeye, Düzgün baba’ya gidecektik… Yalınayaktım…”

Dinlemiştim, öylece uzun, öyle bir çocuk dinginliğinde sessiz.

“Baban” demiş, gülümsemişti “Baban da çocuktu, ben de… Eşeğin üzerine binince ben, bağırdı o gün: ‘Bu gelirse ben gelmem’ diye…”

“Neden?” dedim sonra “Neden öyle bağırdı?”

“Ayaklarım çıplaktı…” dedi “Çıplaktı ayaklarım…”

Sessiz durdum. Bekledim.

“Ne yaptın sonra?” dedim “Gitmedin mi?”

“Gittim…” dedi, gülümsedi “Ayaklarımı heybeye soktum, öyle gittim…”

Her şeyin yolu bulunurdu işte, her şeyin öyle çaresi…

O vakit oralarda Gağan ayıymış, bir nevi Noel… Her yer kar, her yer beyaz… Ama öyle güzelmiş ki o vakit oralar; Gağan boyunca, yoksul komşulara pişenden götürülür, muhtaçlar evde yemeğe davet edilir, üç gün oruç tutulur, insanlar gönül kırmamaya gayret ederler, çocuklar sabah erken kalkar türküler söyleyerek ev ev dolaşır, eşya toplar, kimin gönlünde ne koparsa verir, çocuklar topladıkları eşyaları başka bir evde pişirip hep birlikte yerlermiş… Sonra ne mi olmuş? Köy kalmayınca Gağan’da kalmamış tabi…

İşte o vakit, insanlar inanırmış öyle… Halam da öyle… Sonra ne mi olmuş? Her Gağan’da ayakkabı bekleyen halam, bir zaman sonra Almanya’ya gidince, bir daha da geri dönmemiş… “Ne iş olsa yapmak…” diye bir şey vardır bizim oralarda… Acıdan kaçmanın, bir başka tarifi…

Büyük halam da farksızdı ondan… Halam… Haskar… Bir keresinde bir sabah, bir tepsi Zerafet yemeği yapıp nenemle oturup yemişlerdi… Nenem… Sakine… Öyledir. İnsanlar için az bulunur şeyler, çabuk tüketilir…

Yaşlı bir kadındı artık halam öldüğünde… Otuz sekizde göz çukurlarından kulağına uzanan bir çizgiyi hatıra bırakacak bir şey saplanmış yüzüne… Görmekle duymanın arafında, uzun bir anı…

Vengdan’a sekiz yada dokuz kilometre kadar kalmıştı. Kırmızı Ford minibüsün üzerindeki bagaj demirlerinin yalama olmuş vidaları, virajlar arasında salınan yüklerle el ele tutuşup, gıcırtılı bir senfoninin son dizelerini seslendirmekteydi.

Tüm zamanlardan hatıra kalan her şey, bu dağ yamaçlarından koşuyordu işte, titrek bir ceylanın peşine takılıp… Elimde valizim, avucumda köy evinin anahtarlarıyla köyün girişindeki mezarlığı gören tepede indim…

Yol kenarında, bembeyaz kar yığınlarının üzerindeki tek ayak izi benimkiydi. Ne çok tükenmişti her şey… Uzaktaki ağaç, ilerdeki çeşme, kırılmış yol…

Orada durdum… Dedem… Raber…

Tüm kaybetmelerin üzerine, tam da burada, olmayan Gağan’ın olmayan günü, elimdeki valizi açıp oracığa bıraktım…

Halama ayakkabı… Neneme azık… Babama kalem…

Öyleydi. Düz ovaya benzemezdi oralar ve oralardan gidince, kolay kolay dönemezdiniz…

Yeni Şeyler

ăn dặm kiểu NhậtResponsive WordPress Themenhà cấp 4 nông thônthời trang trẻ emgiày cao gótshop giày nữdownload wordpress pluginsmẫu biệt thự đẹpepichouseáo sơ mi nữhouse beautiful