“Bir âleme indim yalnız. Yerde toprak, gökte yıldız…”

Dar sokağın başında duran o eski Fransız tipi kafeden bir Semiramis Pekkan ezgisi yükseliyordu, yavaştan: “Bana yalan söylediler!”. Bir sıcaklık yayıldı gamzelerine kadının. Taze kahve kokusu erişti burnuna, çevirdi rotasını oraya.

Her zamanki tebessümü ile geldi madam Belle siparişini almaya. Belle, Fransızcada zarif anlamına gelmekteydi. Sanki bu isim, daha anne rahmindeyken bu madam için seçilmişti. Yansımasını da; biçimli beyaz parmaklarına, çiçekli tek parça elbisesinin sardığı beline, kapıdan giren her müşteriyi yıllardır görmediği bir dostunu kucaklar gibi bir coşkuyla buyur edişine bırakmıştı.“Bir French Vanilla lütfen.” dedi kadın bozuk telaffuzu ile. “Derhal!” dedi madam yarım Türkçesi ile.

Sokak sakindi, kafe serindi. Çalan müzikler eskilerdendi. Duvarlar en sevdiği renklerdeydi. Mobilyalar tam bir Fransız işlemesiydi. Yokuş aşağı açılan pencerenin pervazları Fransız güpürü ile bezeliydi. Kulaklarını tıkadığı vakit, sanki duvarındaki “Café, Montmartre” tablosunun içindeydi kadın. Gözlerini kapadı. Ve o an Edith Piaf’ın en sevdiği 45’liği yükseldi fondan. Tebessüm etti. Derin bir nefes aldı. Burnunun direğini sızlatan iyot kokusu onu kendine getirdi. Açtı tıkadığı kulaklarını, buradaydı, aynı tepede. İçine çektiği iyot kokusunu buruk bir kasılma ile dışarı fırlattı.

O sırada gelen madama teşekkür ettikten sonra “Neden Semiramis?” dedi kadın. Madam gülümsedi. “Neden bu kafe, neden her seferinde French Vanilla matmazel?” diye kaz ayaklarını iyice belirginleştirdi. Kadın gamzelerini soldurdu. Başka bir kadının küstüm çiçeğine dokunduğunu hissetti. Mahcup oldu. Tam gafını telafi etmeye yeltenmişti ki yeniden gülümsedi madam. “İşte o yüzden matmazel, afiyet olsun.” dedi ve mutfağa doğru çevirdi adımlarını. Her attığı adımla kadının yüreğini ezdi sanki göz pınarlarının önündeki seti kaldırdı. Madamın ardından tekrarladı kadın “İşte o yüzden.”

Zar zor mutfak tezgâhına dayandı madam Belle. Sağ elinin yüzük parmağındaki alyansı yokladı. Eski Fransız tipi ince bir alyanstı bu. Şimdiki gençlerin “vintage” adı altındaki moda akımı sebebiyle kapıştıkları bir alyanstı hem de. Dolgunluğunu yitirmiş dudaklarında cüretkâr bir tebessüm belirdi. “Ne günlerdi değil mi amoureux (sevgilim)?’’ diye mırıldandı. Tesebbüsümü hüzne dönüştü takip eden saniyelerde. “Matmazelin kalbini kırdım galiba. Kendimi gördüm kahverengi bakışlarında, ma jeunesse (gençliğimi). “ Üst raftan bir küçük servis tabağı çıkarıp taze makaronları ile donattı, renk renk. Süzüldü mutfak kapısının boncuklarının arasından.

Madam Belle’nin bıraktığı yerdeydi kadın : “İşte o yüzden.” de. Madamı fark edince kaldığı mahcubiyetle dudaklarını araladı ki madam zarif parmaklarıyla okşadı saçlarını. “Makaronlar taze miel (tatlım), benim ikramım.“ dedi. Ardından karşısına oturdu. “Kitapları sever misiniz matmazel? “ diye sordu. “Evet. “ dedi kadın. “Oldukça hem de.“ Sürdürdü matmazel. “O zaman sahafları da seversiniz.“ Yine “Evet. “ diye cevapladı kadın “Oldukça hem de. “ Madam bir sır verecekmiş gibi eğildi masaya. “Ben henüz on sekiz yaşımdaydım ilk kez bir sahafa girdiğimde matmazel. Pikaptan Semiramis Pekkan sesi yükseliyordu. O günden beri aynı plağı dinlerim.“ dedi madam ve geri çekildi. Yutkundu kadın. Sır verme sırası kendisine geçmişti sanki. Aynı sakinlikle o da eğildi masanın üzerine. “Ben de yirmi yaşımdayken bir Fransız okulundan burs kazanmıştım madam. Üç yıl Paris’te yaşadım. İşte o günden beri France Vanilla içerim. “ dedi ve geri çekildi. Danışıklı bir gülüşme esti aralarında.

Madam alyansını çıkardı. Kadının sağ elini avucuna aldı. “O zaman bu alyans artık senin miel (tatlım).“ dedi. Kadın şaşırdı. “Olmaz, madam. Kabul edemem. Bu oldukça de…“ madam Belle kadının titrek parmaklarını okşadı. “Boynunuzdaki kolyeye karşılık matmazel… “ diye elini uzattı. Kadın bir rüyadan uyanmış gibi irkildi. Sanki yıllar sonra anımsadığı bir anıya dokunur gibi dokundu boynundaki kolyeye. O bankı hatırladı. Serin haziran gecesini… Sonra o adamın uzun parmaklarını anımsadı. O serin haziran gecesinde, o bankta, o kolyenin o uzun parmaklı adam tarafından nasıl boynuna iliştirildiğini. Ardından omzuna bırakılan buseyi… Bir bir anımsadı hepsini. Yutkundu. Usulca sıyırdı zincirini. Sorgusuzca madam Belle’nin avucuna bıraktı. “Agrafe!(kelepçe)“ diye bağırdı ve bir kahkaha patlattı madam, gözleri yaşlı bir kahkaha. Kadın da eşlik etti kahkahaya. “Pranga…” diye mırıldandı. Gözleri yaşlı bir mırıldanma…

Kapının çalan zili ile sildiler gözyaşlarını. Madam Belle gelen müşteriyi buyur etmek için topladı etekleri ile mütevazı tebessümünü. Kadın son yudumunu aldı french vanillasından. Bir makaron daha attı ağzına. Boşa çıkan iğne sesi duyuldu pikaptan. Fransız güpürleri iyot yüklü meltemi bir kez daha taşıdı kahve kokusunun yanına. Hesabı karşılayacak kadar para bıraktı masada duran küçük ahşap kutuya. Geçerken, boşa çıkan iğneyi yeniden yerleştirdi pikaba. “Au revoir (hoşça kal) madam!“ diye seslendi kadın, bozuk telaffuzu ile. “Güle güle matmazel!“ diye yanıt verdi madam yarım Türkçesi ile.

Yazar

Sınıfının öğretmenidir. Vaktiyle, Koza Düşünce Dergisi'nde pedagojik düşünce yazıları, Yalnızlar Mektebi Dergisi'nde de araştırma\inceleme yazıları yazmışlığı vardır. Şimdi ise Kaybolan Defterler'de, Karahindiba Dergi'de ve Âlâ Edebiyat Dergisi'nde bir küçük yaprakçıktır. Hayatının geri kalan kısmını ise bolca okuyan, kalemi yettikçe yazan bir cesur acemi olarak sürdürmektedir.