Emosyonel Korapsiyon

İhtimal hesaplarının beklentileri beraberinde getirmesi, bir kişinin niyeti hakkında yapılan yorumu ya da öngörüyü nasıl kesin kılmazsa; o kişinin olasılıklara uygun davranmış olması da bu hesapların her zaman doğru çıkacağını kanıtlamaz.

Bir sancak beyi pekala avam tabakadan bir köy kızını sevebilir; düşünülenin aksine ona iyi davranabilir ve sadık kalabilir. Dahası; etrafında iyilik ve doğrulukla anılan, güvenilirliğinden, bağlılığından ve ahlakından zerre kadar şüphe duyulmayan, mutaassıp bir ailenin taze çiçeği, arzularını kontrol edemeyen, aşkının yüceliğinden ahlakını hiçe sayan, sevdiği adamın kollarında huzur bulmak için her türlü dalavereyi çeviren bir femme-fatale’e dönüşebilir. Bununla da kalmayıp gözünü diktiği zirvelere ulaşmanın böylesine sıradan bir erkekle çok uzun süreceğini; nitelik açısından hiçbir artısı olmayan sancak beyinin ise düşlerine daha yakın bir yerde konumlandığını fark eden, köylünün ve çevre köylerin gizliden gizliye parmakla gösterdiği polen hassaslığındaki bu süt kuzusu, bir anda, kimsenin ondan beklemediği kararlılık ve netlikte, sancak beyine varmayı kabul eden bir fahişeye dönüşebilir. Şehvet naraları köyün üzerine bulut gibi çökebilir, iniltileri yağız delikanlının kalbinde onarılmaz yaralar açabilir ve en kötüsü; duyguları mutasyona uğramış, herkese ve her düşünceye yabancı bu acayip kadın kaybettiklerinin yasını tutup, geride bıraktıklarının hatırasını anmaksızın rahatça uyuyabilir, kuş gibi bir vicdanla gelecek günlerin hırs dolu hülyalarına kapılabilir.
Yani formüle ettiğiniz ihtimal hesapları her an şaşabilir ama bir insanı iyi tanımayı başardıysanız; sizi asla yanıltmayacaktır.

Doğa-Medeniyet-İnsan Üçleminin Arasında Yeni Dünya

İnsan makul oldukça kaybetmiştir. İlerisi gerisi olmayan bir hayat hangi zalim kaderin eseri, minnetkar kişi hangi mecburiyetin esiridir?

Geçmişin kayıt altına aldığı sözlerde, hatıra ve hayallerde umut aramak, yarınlara dair mutluluk garantisi vermek kadar ahmakçadır. İnsan hüzün doludur. Dünyaya düşmesi başlı başına bir keder örgüsüdür. Ona düşmanı olan küreyi sevmesi öğütlenmiştir. İnsan; doğası gereği olan bağımsızlığın ve ona koşulan yapay mecburiyetlerin çatışmasıyla evrilir. İşte bu evrimin merkezine yerleşen ‘ortalama kişilikler’ sayesinde dünya tarihinin en avam ve aciz yapısı oluşmuştur: Medeniyet.
Medeniyet; betona yönelik arzu ve doğaya duyulan hasretin yüz göz olduğu tutarsız, girift bir ikilem peydahlamıştır. Yaradılış senfonisine yapılan eleştiriler de aslında insani zaafların günümüz ‘modern’ hayatı üzerindeki etkilerine kin kusmanın kamuflajıdır. Medeniyet ve doğa arasında yükselen tansiyon bizi şu soruya yöneltir: Dünya aslında gerçekten neresidir? Teorik dünya atlası için “İnsan popülasyonunun seyreldiği ve yaşam kalitesinin arttığı alanlar” ifadesi daha doğru olacaktır. ‘Mavi gezegen’ kutsallığını korumakla birlikte,insan hırsının azameti onu cennet-cehennem ikileminin seküler bir tezahürü haline getirmiştir.

Mutlak Tenakuz

Ağzı bozuk ozan kükredi:
“Böyle olmaz lan! Yanlış anladığımız bir şey olsa gerek!”
Şöminenin önüne bağdaş kurmuş, saçı sakalı kısa kesimli, intizamlı bir duruşa, iyi bir giyim zevkine sahip berduş anlamazlıktan gelerek gelişi güzel konuşmaya daldı:
“Sesini kestiğini gördün mü hiç? Durmadan konuşur o; ne dediğini kendi de bilmez ama konuşmaya olan özlemi yönetir onu, konuşmaya ve tartışma çıkarmaya meyillidir. Böylesinden korkacaksın asıl. Nerede sessiz kalması gerektiğini bilmez o; patavatsızdır. Daha da kötüsü, kelimelerle de arası iyidir böylesinin, birini vurmak isterse en sivri kelimeyi seçer, onu iyice derine sokar yarasının ve bunu öyle asilce kamufle eder ki söylediğinin doğru olmadığını bile bile, ‘Haksız söylenen bu söz doğruya ne kadar benziyor, ne denli tesirli,’ deyip kabul etmeye meyleder karşısındaki. Akıl gerektirir konuşmak; dinleyeni olmaz aksinin. Gevezeliğinin ardında yatanlar da enteresan aslına bakarsan. Ağzıyla barışık olduğu için konuşmuyor o, sessizliğe düşman olduğu için de değil; kulakların onu işitmesine hayran, insanların onu duyuşuna karşı koyamıyor. Tevazu yoktur onda, övgüye açtır.”

“Olmaz,” diye çıkıştı aşk acısından yeni kurtulmuş ozan. “Dilleri sivri adamlar sevilesidir. Sözleri dikenlidir, çizer, yırtar ama kelimelerinin çekirdeği yumuşaktır anlayabilen zihinler için. Dinleyen kulaklar feryat eder belki ama algısı kuvvetli olan derununa ulaşır sözün, özünü emer. İnsanın olumlu- olumsuz yönlerine sataşması onu ne melek yapar ne şeytan. Şeytani olan şüphedir. Şüphesiyle barışıktır sözünü esirgemeyen. O da öyle işte; susmaz özünü, söylediği merkezidir düşündüklerinin.”

İnsandan Devşirme Hümanoid Yasası

İnancı olmayan kişi -kültürel ve toplumsal nedenler dolayısıyla- bir ihtimal muhafazakarlaşabilir, doğru inanca sahip bir insan ise özgürleşecektir. Kutsal hedefi ‘İnsanı bağımsız irade ve ideale ulaştırmak’ olan bir teorinin inananı, toplumsal koşul ve önyargılardan etkilenmez. Toplum ve sistemin modernizm örtüsüyle köleleştirdiği birey, yaratıcıya erişme yolunda bilinçdışı bir coşkunlukla esaret tasmasını kopartacak, fikri ve hissi devinimin, akli ve kalbi ilerlemenin derununu ruhunun abstre çekiciyle dövüp biçimlendirecektir. Bu dipsizleşme sayesinde/yüzünden vaziyet anomiye, kişi de mutlak bir yalnızlığa doğru elbet sürüklenecektir.

Çağdaş birey, modern medeniyetin asra uygun, pırıltılı prangalarına dolanmış, hatta bağımlı kılınmıştır. Sadece kozmik ya da madde ötesi bir düşün yüce emelleri zincirlerin pasını ifşa edebilir; aksi, şartlanmış akıl ve dilin sosyal bataklıktaki rutin çırpınışlardır. Felsefi itikat, toplumsal kodlarla tektipleşip yozlaşmış sosyal varlığın kilidini çözecek anahtar, doğal mananın boşluğa dolumu, arayışın bir içbulumla çözüme ermesidir. Maneviyatın reddi ise -bilincin aidiyete muhtaçlığının teşvikiyle- cemiyetin yazılı ve sözlü kurallarına sıkı sıkıya tutunan azbilmiş bireyin bilimdışı, özköleci, kuralcı ve köktendinci ateizmin imitatif özgürlüğüne kelepçelenmesidir.

Yazar

1983 İstanbul doğumlu. Bahçeşehir Üni. Sosyoloji mezunu. İstanbul Ticaret Üni. Medya ve İletişim Yüksek Lisans eğitimi var. Deplasman tribüncüsü; tezahürat güftekarı, dürüst ve minnetsiz.