Sokağa çıkma yasağı.

Üstünden göç sürülerinin geçtiği kentlerin, gökyüzleri daha çok is kokar. Birbirlerini yaralarından tanıyan insanlar, çarçabuk kapanacak kapıların açıldığı, puslu sokakların müdavimidir.
Uzun uzun anlattı adam. Getirdiği elliliği masaya bırakıp devam etti. Gözleri, barın baslı gümbürtüsünün elinden tutup, bir uçurumdan atlıyor gibi, loş ışıkta, öylece parıldadı.
Bazen, uzun uzun anlatmak gerekir. Bazen, ağlamak…
Yirmi yıl önce, üstünden göç sürülerinin geçtiği, is kokulu uzak bir şehri anlatıyordu.
Sırf ailesinden ve sekiz kardeşinden ayrılmamak için, çocukluğunun geçtiği kentte Hukuk Fakültesi okurken, bir kıza nasıl vurulduğunu; ne çok sevdiğini anlatıyordu.
“Neden sevdin?” deyince “Çok güzel gülüyordu…” dedi, gözleri öylece parıldarken…
Sonra sustu. Uzun uzun anlatmadı. Yirmi yıldır o kente dönmediğini, kardeşlerini görmediğini anlattı. Gülmenin, sevmek için iyi bir neden olduğuna inandırdı beni sonra…
Adam, uzun uzun anlatıyordu. Bir uzak kentin, herhangi bir caddesinde, sevdiği kadının, bir başka adamın ellerine değen ellerini gördüğünü anlatıyordu. Gelip geçen otomobillerin, alacalı ışıklarının arasında öylece nasıl koştuğunu, bir dostun, gecenin karanlığında solgun yüzünü görüp kollarından nasıl çekiştirdiğini, eve vardığında beyninin üzerinden paletli bir araç geçmesi isteğiyle dolmuş gibi, kapıyı ardına kadar nasıl kapattığını anlatıyordu.
Bazen, istesen de ölemezsin. Hayat, bir şekilde seni çekiştirmeye devam eder…
Anlattı adam. Ertesi gün okulu bırakıp, bu kente nasıl geldiğini… O günden sonra bir daha neden dönmediğini… Nasıl evlendiğini… Neden kızının adını “Miraz” koyduğunu… O barda nasıl çalışmaya başladığını… Ne güzel bira doldurduğunu… Sonra nasıl boşandığını… Kızının çok güzel, nasıl öylesi narin bir çocuk olduğunu… Her Pazar, onunla buluşup sahilde nasıl çay içtiğini… Artık neden bira içmek istemediğini…
Bazen olmaz. Bazen o kadar güzel olmaz ki, ancak bu kadar güzel olmayabilirdi dersin…
Kadın evlenmiş. Bir kızı olmuş: Miraz… Birbirine uzak kentlerde gösterime giren “iki süper film birden”… Zaman hiçbir şeyi iyileştirmez, sadece alıştırır… Ve ne güzel yalanları vardır kadınların, elmacık kemiklerine yakın yerlerde…
Bazen biri senden mutlaka gitmek ister. Ve gider… Önce gökyüzü is kokar, sonra nehirler…
Ve sen, bir kenti özleyebilir, düşleyebilir, ancak geri dönemezsin… Zira sen de gidersin, Bu böyledir…
Yalnızken gülemez, mesai saatlerinde ölemezsin. Çünkü bir ölüm, patronla arandaki sözleşmeyi tek taraflı fesheder.
Büyük kentlerin, en büyük göç alma nedenlerinden biridir belki, faili meçhul cinayetler… Küçük şehirlerde, elim olayların hızlı duyulmasının nedeni budur. Olağanüstü hal değildir belki ama, bir kadın sokak ortasında göğsünüzü delip kalbinizi koparabilir… Bu böyledir…
Sonra yan masadan biri çağırdı, bir bira istedi. Aramızda sözleştik.
Biz bir gün, yaralarımızla yüzleşmek için küçük kentleri bombalayarak başlayacağız her şeye yeniden… Bir gün, mutlaka Ahmet abiyle, Diyarbakır’a gideceğiz…
Bir dahakine, çay içerken, havadan sudan konuşmak için…

Yeni Şeyler

ăn dặm kiểu NhậtResponsive WordPress Themenhà cấp 4 nông thônthời trang trẻ emgiày cao gótshop giày nữdownload wordpress pluginsmẫu biệt thự đẹpepichouseáo sơ mi nữhouse beautiful