Beş ortalı, dikişli, çizgili, harita metot defterinin üçüncü ortasını kopardı. Çünkü sene başında aldığı defteri sene sonuna kadar, hatta yeterse bir sonraki sene sonuna kadar kullanmasını isterdi babası. O, üçüncü ortayı kopardı. Ne baştan ne de sondan… Tam ortadaki ortayı kopardı. Tıpkı kendisi gibi. Evin ne büyüğüydü ne de küçüğü, tam ortasındaki çocuktu. Ne dövülür ne de sevilir. Ne bağımlıdır ne de özerk. Ne yenisi vardır ne de eskisi. Hayatın hep ortalarındadır.

Onu, çantasının en arka gözüne attı. Ona, okula gidip gelme müddetince yürüdüğü yolda kalbindeki öyküleri yazdı. “Sevgili günlük” diye başlamayan ve “Kendine iyi bak.” diye bitmeyen öyküler. Gerçek öyküler. İlk yalanını, ilk hırsızlığını, ilk baba dayağını, ilk evlat ayrımcılığını, ilk adet kanamasını, saçlarının aksine siyah çıkan ilk kılını, ilk göğüs sızlamasını, ilk kadınlık hissini, ilk öptüğü erkeği, ilk dokunduğu teni, ilk aldırdığı bebeği, ilk kadınlığından nefret edişini…

Bu, yeni mahalleye geldiklerinde dört yaşındaydı. Kardeşi yeni doğmuştu, abisi ikinci sınıf öğrencisiydi. Önceleri eğlenceli buldular bu yeni sokakları, döküntü evleri. Yaz akşamları yatsıya kadar sokakta oynadılar. Kış akşamları sobanın üzerine mandalina kabukları attılar. Babaları haberleri izlerken nefes bile almadılar. Kardeşleri ağlayınca annelerine el ayak oldular. Ev işlerini bölüştüler. Prangalarına tebessüm ettiler.

Günler geçti. Eve yeni bir buzdolabı, televizyon, telefon alındı. Abisi ortaokula geçti o ilkokula başladı. Kardeşi emekleyerek ulaştığı yetişkinler dünyasına ilk adımını attı. O, tüm gün okulda elmasını kızarttı. Eve geldi, kızgın babasına kahve yaptı. Ergenliğe giriş yollarını arşınlayan abisinin çöplerini topladı yorgan altından. Küçük kardeşinin bebeklerine yeni elbiseler yamadı. Evleri dört odaydı zaten. Birine mutfak dendi. Birine yeni alınan televizyon kuruldu, misafirlere servisler edildi. Birini annesi ile babası aldı. Diğerine üç kardeş sığışmaya çalıştı. Herkes uyuduktan sonra odaya sızan sokak lambasının ışığı altında kitap okudu. Kardeşinin derin nefeslerini, abisinin homurdanmalarını dinledi. Bazı geceler babasının sesini işitti. Karyola gıcırtısına karışan sesini… Sonra da bir balgam attığını duydu lavaboya, bir de bir bardak da su içtiğini.

Haftalar geçti. Abisi ortaokuldan sonra okulu bıraktı, dayısının dolmuş durağına geçti. Gün boyu o mahalleden bu mahalleye dolmuş çekti. Seferi olmadığı zamanlarda da kafayı çekip mahallenin kızları ile dolmuşu koruluğa çekti. Arada bir kapıya dayanan komşu kızların babalarını, babası savuşturdu kapıdan. Sonra da bıyık altından gülümsedi hergele oğluna. O ara, kapı deliğinden bakan evin küçük kızana da şamarı patlattı ama. Ev içinde kiloduyla geziyor diye.

Haftalar geçti. Kardeşi büyüdü. İlkokula başladı. Ablasına yol arkadaşı oldu. Yolda köpeklerden korktu, ablasının arkasına saklandı. Silgisini koparan veletleri ablasına şikâyet etti. Yarım kalan ödevlerini ablasına yaptırdı. Ablasının gölgesinde bir yukarı bir aşağıya okul yolunu arşınladı.

Haftalar geçti. Kendisi ortaokulun son sınıfına geldi. Bir gün annesiyle babasını çağırdı danışman öğretmeni. Sessizce kapıda dinledi onları. Tüm sınav sonuçlarını masaya serdi öğretmeni, ille de okutun, dedi. Babası, sigarasından bir nefes daha alırken kaşlarını kaldırdı. Annesi umutsuzca, öğretmene yalvaran bakışlar fırlattı. O, kapının önünde tırnaklarını yedi.

Haftalar geçti. Abisi bir kızı hamile bıraktı diye nikâh masasına oturmak zorunda kaldı. Kardeşine arkadaşının meyve suyunu çaldı diye iftira atıldı. Kendisi babasından gizli girdiği yatılı lise sınavını kazandı. Bu mutlu haber evde dayak eşliğinde karşılandı.

Aylar geçti. Abisi dayısının yolundan gidip kendine bir durak aldı. Karısını daha büyük bir eve çıkardı. Eski evini gayri meşru ilişkisine adadı. Alkole dadandı. Boş zamanlarında hobi olarak poker oynadı. Babasının borçlarını kapattı. Annesine bir burma bilezik daha aldı. Küçük kız kardeşinin nişanını yaptı. Evet, küçük kardeşi ortaokuldan sonra abisinin durağına ortak olan başka bir dolmuşçuya satıldı. Ona ise üniversite sınavına hazırlanması için tek bir yılının, tek bir şansının olduğu hatırlatıldı.

Aylar geçti. Bir dershaneden indirim kazandı. Hem dersleri ücretsiz alma şansı oldu hem de dershanenin yurdunda kaldı. Kafasını kitaptan kaldırmadı. Senenin sonuna gelindikçe netleri yükseldi. Tüm öğretmenlerinin göğsünü kabarttı. Tercih listesi tez elden hazırlandı. Her denemede bir fazlası için bir damla ter fazladan döktü. Reklam afişleri için dershane müdürleri fotoğraflarını çekti. Geri sayım başladı.

Haftalar geçti. Sınav günü için hazırlanan okunmuş pirinçleri yuttu. Suyunu, şekerini, peçetesini, yedek kalemini, silgisini, evraklarını yokladı. Yola çıktı. Okul yolu boyunca sıralanan anne babaları saydı. Kendi tek başınaydı. Giriş belgesini uzattı. Kapıdan adım attı.

Saatler geçti. Sınavdan çıktı. Derin bir nefes aldı. Hızlı adımlarla yurduna yöneldi. Bir an önce valizini alıp eve dönme vakti gelmişti. Bu yazı huzur içinde, babaannesinin bahçesinde kiraz ağaçları bulunan evinde geçirebilirdi. Gülümseyerek köşeyi döndü. Birden ağzı kapandı, gözü bağlandı, sonrası karardı.

Saatler geçti. Midesinde bir basınçla uyandı. Kan kokusu geldi burnuna bir de ezilmiş izmarit kokusu. Tanıdık bir ter kokusu vardı boynunda bir de anason kokusu. Zar zor araladı göz kapaklarını. Yastıkları küf kokmuş bir kanepede olduğunu anladı. Sonra daha önce gördüğü bir oda da, evde. Bir halsizlik sezdi üzerinde. Doğrulmaya çalıştı. Bir sızı hissetti bacak arasında bir de bir sıvı. Kana bulanmış kendi bedenine ait olmayan bir sıvı. Ağlamadı. Çığlık atmadı. Toparlandı ve o izbeden çıktı.

Haftalar geçti. Sınav sonuçları geldi. Tam da istenildiği gibiydi. Sonuçlar, dershanede coşkuyla evde küfürle kutlandı. Tercihler yapıldı. Son bir geri sayıma daha başlandı.

Haftalar geçti. Takvimine attığı çizikler çoğaldı. Gizli saklı alınan bir testin sonucu beklendi sıvası dökülen banyoda. Şeritte çift çizgi oluştu. Yutkundu.

Günler geçti. Bir bodrum kattan yukarı bitkin bir şekilde çıktı. Biraz yürüyerek biraz da sürünerek buldu evinin yolunu. Kanaması dursun diye yastıklarla bastırdı bacak arasını. Uyuyakaldı.
Günler geçti. Evlerinin kapısı kırılırcasına çalındı. Babası açtı kapıyı iki polisle birkaç dakika konuştuktan sonra odaya döndü ceketini aldı apar topar evden çıktı.

Dakikalar sonra büyük bir gürültüyle açıldı demir kapı. Babası ortanca kızının karşısındaydı. İki elinde iki farklı zarf vardı. Birini uzattı önce. Kız parçalarcasına açtı. “Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi” kısmını okudu. Buruk bir tebessüm yayıldı dudaklarına. Bileklerini birbirine dayayıp eli kelepçeli bekleyen memura uzattı. Diğer zarfı kendi açtı babası. İçinden morg kayıt defterinden bir parça çıktı. Üzerinde biricik oğlunun adının ve soyadının olduğu.

Ve üçüncü ortaya son öyküsünü yazdı: ilk cinayetini.

 

Çizim: Şirin Döğüş

Yazar

Sınıfının öğretmenidir. Vaktiyle, Koza Düşünce Dergisi'nde pedagojik düşünce yazıları, Yalnızlar Mektebi Dergisi'nde de araştırma\inceleme yazıları yazmışlığı vardır. Şimdi ise Kaybolan Defterler'de, Karahindiba Dergi'de ve Âlâ Edebiyat Dergisi'nde bir küçük yaprakçıktır. Hayatının geri kalan kısmını ise bolca okuyan, kalemi yettikçe yazan bir cesur acemi olarak sürdürmektedir.