Uzağa, çok uzağa.

“Mala mın, mala mın”

Asme ağzının içinde tuttuğu sayıklamaları rüzgara bulayıp tepenin aşağısına doğru koşuyordu. Yola, Pirhen dağlarının güney yamacına inecekti. Terlikleri kopmak üzereydi. Zaten hep öyle olmaz mıydı? Bu yeryüzü ayaklarını yoldan kesen her şeyi denerdi insan üzerinde. Parmakları toz içindeydi, topukları nasır… Ellerini dudaklarının iki kenarına paralel yapıştırdı. Yazması omuz kenarından aktı. Ilık bir rüzgar kum taneciklerini havalandırdı. Kargalar bulutları böldü, gök çığlıklarla yırtıldı, bağırdı:

“Ali beg! Ali beg dur!”

Kırmızı minibüs meşe ormanlarının arasında, gözlerini toz bulutlarına bulayarak kayboldu. Tepedeki kadına dönüp:

“Çocuk ölüyor amojın!” dedi “Alevler içinde, ölüyor…”

Toz dindi. Kargalar dağıldı. Öylesi bir kuş, ovaya uzanan tellerin üzerinden kalktı.

***

Asme ne güzel kızdı değil mi? Yazması iki yanda, örülü ve kınalanmış saçlarına seriliydi. Ya gözleri? Bir düş kursa, fal taşı gibi açılırdı o an. Kirpikleri öyle uzun değildi. Elmacık kemiklerinden yıkıntı bir kent yükseliyordu sanki. Öylesi bir eski masaldan çıkagelmiş, eski bir kadın…

Nenesi de öyleymiş. Raber Kop’un akrabasıymış derlerdi. Raber, Alişer’i kurda teslim edince, çıkmış gitmiş köyünden. Yılkı bir tayı da almış yanına. Dört gün dört gece. Dile kolay. Ormanda yatmış. Ekmeksiz ve susuz. Pülümür üzerinden Erzincan’a doğru. Sonra Alpdoğan’ın adamları bulmuş derler. Bir gece ayışığında gözleri yırtıyormuş karanlığı. Hem de öyle, paramparça.

Öyledir. Göz dediğin, Dünya’yı durdurur. Bilesin.

***

“Çocuk ölecek Seyit Ağa!” dedi “Bunu Elaziz’e götürelim. Yanıyor, bir koz gibi…”

“Asme” dedi “Olmaz. Feribota yetişmez.”

Asme’nin yanağından yaşlar süzülüyordu. Seyit Ağa’nın şakakları titredi. Eski konağın avlusunda bir koşuşturma.

“Atı hazırlayın! Hüseyin Zeveng’e gidecek!”

***

Bir keresinde Asme yine bu konağın avlusundaydı. Bağırıyordu:

“Ya Xızır, ya Ali, ya Düzgün!” diyordu “Allah’tan reva mıdır bunca zulüm?”

Seyit ağa’nın alnında ter, gözleri barut.

“Asme” dedi “Hele bir otur…”

***

Asme’nin kardeşi Almanya’dadır. Bir vakit yanına götürmüş onu. BMW’de iş te bulmuş ha! Ne etsin ki; ana yok, baba yok…

Sonra “Bacım” demiş “Git, köye dön, burda dikiş tutmaz…”

Ne etsin garip, dönmüş öylece…

***

İşte o yaz köyü yine Jandarma bastı. Asme’dir o. Durmuş öyle dik, öyle derin.

“Nedir?” demiş “Yetmedi mi götürdüğünüz?”

***

Onunla kırık köprünün kenarında tanıştık. Munzur’un üzerinde taş sektiriyordu. Suyun yansımasında gördü beni.

“Ali Kemal” dedi.

“Yok” dedim “Ben o değilim.”

Almanya’dan yeni dönmüştü. Şalvarı ıslaktı, gözleri donuk.

“Ne ararsın çocuk burda?” dedi.

“Bilmem” dedim “Suya bakmaya geldim.”

“Ne var suda?” dedi “Hiç mi ayna görmedin?”

“Gördüm” dedim “Böyle temiz görmedim…”

***

Asme benim arkadaşımdı. Yazmasının altında bir öykü taşıyordu ve ben biliyordum.

***

Seyit Ağa beni eyerin üzerinden aldı. Atın sağrısını sıvazladı. At nedensiz hırıldıyordu. Ön ayakları bir ritim tutturmuş olduğu yerde titriyordu.

“Olmadı Seyit Ağa!” dedi Hüseyin. “Olmadı, yetişemedim…”

***

“Bu Mirza beyin torunu değil mi? dedi Seyit Ağa.

“Odur” dedi Asme “Daha küçük, ölmesin…”

***

Sonra mezarlığın en ucuna götürdüler beni. Oradan Seri vadisi görünüyordu. Envayi çeşit kuşlar, bahar, çiçekler… Toprak ıslaktı. Yağmur kokuyordu. Karıncalar koşturdu bir an. Işık son kez gözüme doldu, gördüm, seslendim:

“Asme!”

Yazar

Öğretmen. Tasarımcı. Programlamacı. Fotoğraf sanatçısı. Amatör müzisyen. Öykü ve deneme yazarı. Kurgu Kültür, Güney Dergisi, Logos, Otobug, Fraksiyon, TabutMag, Yalnızlar Mektebi, Kaos Çocuk Parkı, Heroinstar, Hırkalı Edebiyat gibi bir çok yerde yazıp çizdi. Roka, Karahindiba Dergi gibi dergilerde tasarım çalışmaları, bir çok yayınevi için kitap dizgisi ve kapak tasarımı yaptı. Halen Kaybolan Defterler'de yazmakta; Çınaraltı ve Vesait dergileri çin tasarım çalışmaları yapmaktadır. Yakın zamanda "Kütürt" isimli kitabı "Kaos Çocuk Parkı Serisi" adı altında Peron Kitap tarafından yayınlanacaktır.